Zarfın İçindeki Bilinmezlik: Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan 

Gerçek zamanlı bir tiyatro deneyimi olarak karşımıza çıkan ve geleneksel tiyatro oyunu algısını yerle bir eden Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, prova ve yönetmen olmadan; mühürlü bir zarfla oyuncu da dahil tüm salonu gizemli bir rastlantısallığa davet ediyor.
Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan

“Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan”, klasik tiyatro algısını daha ilk anda kıran bir yapıyla karşınıza çıkıyor. Bu oyun yalnızca bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda tiyatronun kendisini, kurallarını ve alışkanlıklarını sorgulamaya açıyor. Bir oyun izleyeceğinizi düşünürken, çok geçmeden aslında bir “deneyimin” içinde olduğunuzu fark ediyorsunuz. Zaman ilerledikçe oyun izleme alışkanlığınızın burada geçerli olmadığını hissetmeye başlıyorsunuz. Çünkü sahnede gördüğünüz oyun, önceden belirlenmiş, tamamlanmış bir performans değil; tam o anda oluşan bir deneyim. Bu da izleyiciyi daha dikkatli olmaya itiyor; her an her şeyin değişebileceği heyecanı herkesi zinde tutuyor. 

Bir Metin, Bir An ve Bilinmezlik 

İranlı yazar Nassim Soleimanpour tarafından yazılmış Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, tam anlamıyla gücünü kelimelerden ve kolektif bilinçten alıyor. Yazarın, vicdanı redçi olduğu için ülke dışına çıkmasına izin verilmediği dönemde oluşturduğu metin, adeta onun yerine tüm dünyayı dolaşıp, fizikselliğin ötesine geçerek küresel bir fenomen haline geldi.

Oyunun metni, bir oyuncunun sıradan olandan absürd şeylere kadar uzanan farklı talimatları yerine getirmesiyle şekilleniyor. Oyuncu, sahnedeki zarfı açıyor ve salondaki herkes kendini bilinmezlikle dolu, sonu belli olmayan bir oyunun içinde buluyor.

Oyunun en ilginç bir yandan da en çekici yanı da bu. Her sahneyi farklı bir oyuncunun, hazırlıksız bir şekilde sahnelemesi. Oyuncu sahnede metni ilk kez okuyor, yani izleyiciyle birlikte keşfediyor. Dolayısıyla sahne her an daha hassas ve daha gerçek hissediliyor. Özellikle izleyicinin zihninde “Şimdi ne olacak?” “Bizi ve oyuncuyu neler bekliyor” sorusu sürekli dolaşıyor. Çünkü oyunun metindeki bir sonraki adımı oyuncu da dahil hiç kimse bilmiyor! 

Ortak bilinmezlik, izleme deneyimini tamamen farklı bir keşfe dönüştürüyor. Bu sayede artık sadece izleyici olmuyor, aynı zamanda keşfin bir parçası haline geliyorsunuz. İşte bu kolektiflik hissi, oyunun en güçlü yönlerinden biri. Bu noktada oyun, “kontrol” kavramını sessizce sorgulamaya başlıyor. Kontrol, oyun içinde bir fısıltı gibi dolaşıyor. 

Gerçeklik Nerede Başlıyor? 

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan izlerken, aklınıza bu soru takılıyor. “şu an izlediğim şey ne kadar gerçek?” “Oyuncunun tepkileri metnin bir parçası mı”, “yoksa sadece doğaçlama mı” 

Belirsizlik ve merak unsuru oyunun cezbedici yönlerinden birisi. Kesinlik kayboldukça, dikkat daha da keskinleşiyor. Oyuncunun gösterdiği her mimik, her duraklama ve her cümle ayrı bir anlam kazanıyor, Oyun net cevaplar vermek yerine sorular havada bırakmayı tercih ediyor. 

Sahne Değil, Bir Yüzleşme Alanı 

Gelelim dekor konusuna… 

Oyunun dekoru alıştığımız tiyatro anlayışından çok farklı bir şekilde oluşturulmuş. Bir kırmızı sandalye, bir masa, bir bardak, bir su ve bir oyunun tüm akışının içinde yer alan zarf… Dekor neredeyse hiç yok, ama eksiklik gibi hissettirmiyor. Tam tersine, izleyici anda kalıyor ve dikkatini tamamen sahnede o anda gerçekleşenlere yöneltiyor. 

Oyunun etkisi sadece görsellikte değil, oyunun yarattığı ortamda. İzleyici olarak oturup sadece izlemek zor, yani pasif kalmak neredeyse imkansız; sahnedekiler, izleyiciyi sürekli düşünmeye itiyor, yani aklını çalıştırıyor. İzleyici metni oyuncudan dinlerken bir yandan metne konsantre oluyor bir yandan da kendisini sorgulamaya başlıyor. Bu yüzden sahne sadece bir anlatım alanı olmaktan çıkıyor. Aslına bakarsak, sahne bir çekim alanına dönüşüyor. Sahne, sizi içine çeken ve yüzleşmenizi zorlayan bir alan oluyor. 

Asla Tekrarı Olmayan Bir Deneyim 

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan - Ceyda Düvenci

Oyunun en çarpıcı yönü, her temsilin farklı olması. Aynı metin tekrar gösterilebilir ama ortaya çıkan deneyim kimse için asla aynı olmaz. Bu yüzden her seferinde farklı bir his ortaya çıkıyor. Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, tiyatro sahnesinin canlı doğasını en sade, en çıplak şekilde bizlere gösteriyor. İzlediğiniz performans sadece söz konusu an’a ait. İzleme deneyimi yani his, çok daha kişisel ve özel bir yere dönüşüyor. 

Beyaz Tavşan Kırmızı Tavşan, izleyiciyi sürekli acaba sırada ne var, şimdi ne olacak” diye düşünmeye zorluyor. Oyun bittiğinde ise akılda kalanlar cevaplar değil sorular ve hissedilen de sorgulama hissi oluyor. Ve bu sorulardan biri de şu oluyor. 

Gerçekten bu oyunda kontrol kimin elinde : Metnin içinde mi, sahnedeki oyuncuda mı, yoksa biz izleyicilerde mi?

İlginizi Çekebilir!
Sınırsız Gücün ve İktidarın Getirdikleri: Ölüyor Mu Ne?