“Gençlik ve “Geleceksizlik”: Büyük İstanbul Depresyonu & Dilan Hakkında Konuşmalıyız 

Günümüz gençliği, postmodern çağın “her şey olur gider” mottosu altında, hızla değişen teknoloji ve kırılgan sosyo-kültürel yapı içinde savruluyor. Özgürlük ve bireycilik yanılması, toplumsal yapının çelişkileriyle buluşuyor ve çoğu zaman yönsüzlük, yalnızlık, işsizlik ve gelecek kaygısına dönüşüyor. Dilan Hakkında Konuşmalıyız (DHK) ve Büyük İstanbul Depresyonu (BİD) gibi kısa filmler, iş bulma güçlüğü, kariyer belirsizliği ve kendi yeteneklerini gerçekleştirememe kaygısıyla boğuşan gençlerin bu toplumsal ve bireysel sınırlarla verdiği mücadeleyi gözler önüne seriyor.
Dilan Hakkında Konuşmalıyız I Gençlik ve Geleceksizlik

Gençlik, Kaygı ve Üretim Sancısı

Didem ve Ayşe’nin öğrencilikleri bitmiştir. Hala iş bulamamışlardır. Ev kirasını denkleştirmekte zorlanan bu iki genç kadın için her gün birbirinin aynısıdır.

6 yıl önce sinema bölümünde mezun olan ve dayısının emlak ofisinde çalışan Dilan ise annesiyle yaşar. Otuzuncu yaşı yaklaşırken, potansiyelini gerçekleştiremediğini düşünmeye başlar. Bir belgesel ekibi, bu süreci takip eder.  

Umut Şilan Oğurlu’nun Dilan Hakkında Konuşmalıyız (DHK) ve Zeynep Dilan Süren’in Büyük İstanbul Depresyonu (BİD) farklı sinematografik tercihlerden beslenseler de iki film de aynı soruna ışık tutuyor: Gençlik, kaygı ve üretim sancısı. 

Dilan Hakkında Konuşmalıyız I Gençlik ve Geleceksizlik
Dilan Hakkında Konuşmalıyız

“Her İlde Bir Üniversite”, Her İlde Bir Hayal Kırıklığı

Peki bu sancı nereden besleniyor? İlki eğitim sistemi. 2006 yılında “her ilde bir üniversite” projesi ile üniversite sayısı artırıldı. Dolayısıyla mezun sayısı da aynı oranda arttı. Teorik olarak, yüksek eğitim düzeyi bireylerin istihdam edilebilirliğini yükseltmeli ve işsizlik oranlarını düşürmeliydi. Ancak uygulamada, özellikle gençler arasında işsizlik yükselmeye devam etti.

2024 yılında yapılan bir araştırmaya göre, “Türkiye’de 15-24 yaş grubundaki genç işsizlik oranı %17,4 ile hem Avrupa Birliği (%14,5) hem de OECD (%10,5) ortalamalarının üzerinde ve incelenen 15 ülke arasında Türkiye, dördüncü en yüksek seviyeye sahip. Türkiye, sanayileşmiş ve bazı gelişmekte olan AB ülkelerine kıyasla, genç işsizlikte ciddi bir sorun yaşayan ülkeler arasında yer alıyor ve bu durum, özellikle gençlerin yaşadığı kaygıları derinleştiriyor.

Sonuç olarak her geçen yıl mezun sayısı katlanarak artarken aynı zamanda işsiz genç sayısı da artmaya devam ediyor. Nitelikli işgücü ve istihdam, yaşam standardının yükselmesi gibi amaçlarla artırılan üniversite sayısı, pratikte bu hayallerin birer birer çöküşüyle paralellik gösteriyor.

Yeteneksizlik mi, Fırsat Eşitsizliği mi?

Büyük İstanbul Depresyonu I Gençlik ve Geleceksizlik
Büyük İstanbul Depresyonu

Bu durum, son yıllarda çekilen bazı filmlerde gençliğin kaygı ve belirsizlik deneyimleri üzerinden görünür kılınıyor. “Büyük İstanbul Depresyonu” (BİD), Didem ve Ayşe’nin izinde mezuniyet sonrası iş bulma zorluğu, ekonomik belirsizlik ve kentte tutunma çabası üzerinden gençlerin çaresizlik ve tükenmişlik duygularını etkileyici bir biçimde yansıtıyor. Benzer şekilde, “Dilan Hakkında Konuşmalıyız” (DHK), sinema mezunu Dilan’ın hem toplumsal beklentiler hem de kendi yeteneklerini gerçekleştirme arzusu arasında sıkışmışlığını mockumentary (sahte belgesel) tarzda gözler önüne seriyor. Bu iki film, Türkiye’deki yükseköğrenim genişlemesinin gençler için sadece bir fırsat değil, aynı zamanda yoğun bir belirsizlik ve kaygı deneyimi ürettiğini ortaya koyuyor.

Üstelik bu kaygının tek nedeni eğitim sistemi de değil. Kuşkusuz dijital çağın show business’ı olan sosyal medyanın da etkisi büyük. Bir zamanlar yalnızca sinema perdesinde ya da televizyon ekranında deneyimlenebilen hayali yaşam biçimleri, sosyal medyanın yükselişiyle birlikte gündelik hayatın her anına sızdı. Artık Instagram’ın sonsuz akışında karşımıza çıkan ideal evler, lüks arabalar, prestijli meslekler, parıltılı kariyerler ve ulaşılması güç güzellik standartları, yalnızca bir yarım saniyelik kaydırma hareketiyle erişilebilecek kadar yakın görünüyor. Ancak bu ‘yakınlık’, özellikle genç kuşaklar için ulaşılması güç beklentilerin ve kronik bir yetersizlik hissinin de kaynağına dönüşüyor.

İşsizlik, belirsizlik ve yeteneklerini gerçekleştirememe kaygısı; sosyal medyada sürekli karşılaştırmaya dayalı bir görünürlük ekonomisiyle birleşince, genç bireyin varoluşsal bir sıkışmışlık yaşamasına neden oluyor. 

Karakterler, işsiz kaldıkları her an hem kendilerini yeteneksiz ve beceriksiz hissetmekte hem de sistemin onlara şans tanımadığını düşünerek bir paranoya yaşıyorlar. Ve bu duygu durumunu yine muhtemelen sosyal medyadan öğrendikleri bipolar, borderline, depresyon gibi kendi teşhisleriyle açıklama yoluna gidiyorlar. Başarılıysan da “sen”, başarısızsan da “sen” mottosuyla, bireyin kendi hayatından sorumlu olduğunu aşılayarak ona her koşulda kendini suçlu hissettiren neoliberal politikaya uygun şekilde…  

Anahtarı bireyin ellerine veren kapitalist sistem, kapı açılmadığında, “kilit değişmiş” demez, senin beceriksizliğin!” der.

“Zihnim Bir Hapishane, Anahtarlar Elimde Ama Kilidi Açamıyorum”

Büyük İstanbul Depresyonu I Gençlik ve Geleceksizlik
Büyük İstanbul Depresyonu

DHK, Dilan’ın “İstediğim halde bir şey üretemiyorum” sözleriyle başlayan üretim sancısına tanıklık ediyor. Dilan, kendi varlığını üretim üzerinden tanımlamaya çalışırken hem çevresinin yargıları hem de sistemin fırsatsızlığıyla boğuşuyor. Annesi onu hayalperest, romantik ve karamsar bir çocuk olarak tanımlıyor; dayısı ise onu tembel buluyor. İzleyici, Dilan’ın içsel hapishanesini, zihnindeki kilitleri açma çabasını ve her gün yeniden deneyerek başarısızlık korkusuyla yüzleşmesini gözlemliyor. Filmdeki küçük ayrıntılar da bu kaygıyı güçlendiriyor: Dilan’ın odasındaki madalyonlar başkalarının başarılarının hatırlatıcısı; arkadaşları ve iş dünyası, üretim yapamamanın ve başarısızlığın görünür hâli. Film, yalnızca bireysel bir hikâyeyi anlatmakla kalmıyor; Z kuşağının modern dünyadaki “uyumlanma” baskısına dair ortak deneyimini görünür kılıyor.

Dilan’ın replikleri, genç bireyin üretim sancısını ve içsel sıkışmışlığını çarpıcı biçimde ortaya koyuyor: “Sence sorunun ne?” sorusuna yanıtı:

Sanki zihnim bir hapishane, anahtarlar elimde ama kilidi açamıyorum…

Kendini nerede gördüğüne dair ise:

Görmüyorum. Sen görebiliyor musun? Korkuyorum becerememekten, yapamamaktan… Sanki herkesin arkasında destekleyen güçlü birileri var, benimkiler zayıf…

BİD’de ise gençler, hayal ettikleri modern ofis ortamlarını çatı katlarından bakarak izliyor; ulaşılması zor ama içsel olarak vazgeçilmez bir dünyanın hayalini kuruyor. Hem orada olmak hem de oradan kaçmak isteyen karakterlerin fantezileri, şehrin kaotik atmosferiyle birleşiyor. Beceriksizlik, depresyon gibi kendine yüklenmeler ile beklentilerinin düşüklüğü ve sektörün bunu bile karşılayamaması ile onları suçlama arasında kalınıyor her gün. Didem işsiz, Ayşe parasını alamasa da motivasyonla işe gidiyor; biri asgari ücreti beğenmiyor, diğeri düşük ücretli işini benimseyerek her gün özenle hazırlanıyor. Hem birbirilerine özeniyorlar hem ikisi de birbirinin davranışına anlam veremiyor. Kendisini memlekete, yanına çağıran babası şöyle diyor Didem’e:

Kızım sen ne yapıyorsun orada, gelsene yanımıza artık. İş yok değil ki, burada gayet güzel işler var.

Didem ise öğrenim gördüğü alanda ilerlemek istiyor ve “tabelacı mı olacağım orada?” diyor. 

Seçtiğim işi, kendi işimi yapayım. Çok paralar kazanma peşinde değilim. Okulda ne öğrendiysem onu yapayım istiyorum. Sakin bir hayatım olsun işte…

Büyük İstanbul Depresyonu I Gençlik ve Geleceksizlik
Büyük İstanbul Depresyonu

Her iki filmde de gençler kendilerini kısıtlayan, zamana ve mekâna bağımlı kılan mesaili işler yerine onlara özgürlük sağlayan, kendi yetenekleriyle orantılı işler yapma peşindedir. Didem, küçük, sakin bir hayat isterken; Dilan, sadece bir film çekmek ister. Gerek içsel motivasyon gerek sektörel çıkmazlar fark etmeksizin filmlerine ortaya koyduğu önerme şudur:

Gençlik, sadece iş bulmak ya da ekonomik olarak bağımsız olmakla değil, kendi yeteneklerini gerçekleştirebileceği, anlam bulabileceği ve kendi iradesiyle yön verebileceği bir üretim alanına erişmekle var olabiliyor.

İşsizlik, düşük ücret, sektörel uyumsuzluk ve sosyal beklentilerle kuşatılmış genç bireyler hem kendi yetersizliklerini hem de sistemin sınırlılıklarını sorguluyor; bu süreç hem bireysel kaygıyı hem de kuşaksal bir bilinçlenmeyi görünür kılıyor.

Her iki film de gençlerin günlük yaşamındaki küçük seçimlerden hayallerine uzanan mücadeleye kadar, modern dünyanın sunduğu fırsatların ve sınırlamaların arasındaki gerilimi ortaya koyuyor. Didem’in sade, sakin bir hayat isteği ile Dilan’ın küçük bir film hayali, aslında aynı arzunun farklı tezahürleri: bireysel yeteneklerin ve içsel motivasyonun ön plana çıktığı bir var olma mücadelesi.

Sonuç

Dilan Hakkında Konuşmalıyız I Gençlik ve Geleceksizlik
Dilan Hakkında Konuşmalıyız

Büyük İstanbul Depresyonu ve Dilan Hakkında Konuşmalıyız filmleri, Didem’in finalde yerle bir olmuş bir İstanbul’u hayal etmesi gibi bir hayal kırıklığını aktarıyor. Bir hayalin günden günde yerle bir oluşu, İstanbul’un yerle bir oluşunu büyük bir gülümsemeyle izlemek istencini doğuruyor. Kimsenin başarılı olmadığı, büyük bir rekabetin, büyük bir felaketle son bulduğu daha sakin bir yaşam fantezisi.

Finalde çalan “İnleyen Nağmeler” şarkısı, Didem’in “sakin bir hayat” hayaline eşlik eden nostaljik bir öğe olarak öne çıkıyor. Her gün kafasında büyük bir soru işareti ve bedenindeki ataletle var olmaya çalışan Didem’le birlikte izleyici kısa süreliğine “sakin bir hayat” yaşıyor.

DHK, ise bunu daha içsel bir motivasyon sorgulaması üzerinden gerçekleştiriyor. Yönetmenin, Dilan’ın hayatını kayda alırken mockumentary formatını tercih etmesi, filmin kurmaca bir yapı olmasına rağmen, gençlerin işsizlik ve üretim sancısı gibi gerçek deneyimlerini doğrudan ve etkili bir biçimde ortaya koymasını sağlıyor.

Bu anlatım biçimi, izleyiciye karakterin içsel çatışmalarını, üretim kaygısını ve toplumsal beklentilerle baş etme sürecini adeta bir belgesel izliyormuş gibi hissettirecek şekilde aktarıyor; aynı zamanda kurmaca unsurlar aracılığıyla dramatik gerilimi ve bireysel motivasyonun görünürlüğünü güçlendiriyor. Böylece film, Dilan’ın deneyimlerini yalnızca kişisel bir hikâye olarak sunmakla kalmayıp, Z kuşağının modern dünyadaki var olma mücadelesine dair daha geniş bir perspektif kazandırıyor.

Kaynaklar:

Pınar Akıncı Acar ve Öznur Gülen Ertosun (2024). Bilgi ve teknoloji çağında genç işsizlik: OECD ülkeleri ve Türkiye karşılaştırması, Medipol Üniversitesi Sağlık Düşüncesi ve Tıp Kültürü Dergisi 66. Sayı

İlginizi Çekebilir!
Perfect Days: Anı Yaşama Sanatı ve Sıradanlığın Mükemmelliği