Bir şeye bakar, onu tanır ve adını koyarız, fakat gördüğümüz şeyin gerçekten o şeyin kendisi olduğundan ne kadar emin olabiliriz? Belki de sorun, imgelerin bizi aldatması değil, bizim görmeyi anlamakla karıştırmamızdır; nitekim René Magritte kelimeler ve imgeler arasındaki bu karmaşık ilişkiyi “İmgelerin İhaneti” adlı felsefi eserinde izleyiciye sunar.
Felsefenin Resmi: René Magritte

Akademide resim üzerine eğitim aldığı yıllarda, içerisinde felsefe, sosyoloji gibi bölümlerin öğrencileri ve profesörlerinin de bulunduğu entelektüel topluluklarla geçirdiği zaman, Magritte’in sanata bakışı ve üslubunun şekillenmesinde önemli bir yere sahip olmuştur. Zamanının gerçeküstücü sanatçılarının aksine, Magritte gösterişten ve abartıdan uzak durmuş ciddi bir kişiliktir ve bu ciddiyeti resimlerine de yansıtmayı başarmıştır. Bunun en güzel örnekleri sözsel ve görsel imgelerin bir araya geldiği felsefi resimleri: İmgelerin İhaneti ve Düşlerin Anahtarı. Bu eserlerinde Platon’un Cratylus, Saussure’ün göstergebilimi ve Michel Foucault’un düşüncelerinden aldığı ilhamı yansıttığı söylenebilir.
Gerçeküstücülük akımının sıra dışı isimlerinden Magritte, sanatın özünde şaşırtmaktan ziyade düşündürmeyi önemli bulur. Magritte’in eserlerinde belirsizlik söz konusu değildir; her şey açık ve gerçekçi bir üslupla belirtilmiş, eserleriyle gerçekliği değil, gerçeklik algısını bozmuş ve kavramsal yaklaşımlarıyla izleyicinin resim üzerine düşünmesini sağlayacak heterotopik ortamlar yaratmıştır. Bu ortamların yarattığı paradoks ve tartışma üzerine, temsil ve göstergeler ilişkisiyle daha derin bir okuma yapılabilir.
Dil, Anlam ve Ferdinand de Saussure
Bir şeye baktığımızda onu yalnızca görmez, aynı zamanda tanır ve anlamlandırırız. Saussure bize dilin tek tek kelimelerden oluşmadığını, bir kelimenin ancak diğerleriyle kurduğu ilişki içinde anlam kazandığını hatırlatır ve ona göre dil bir bütündür, yani dilin parçası olan ögeler tek başlarına anlamsızdırlar. Bu noktada, Saussure’ün anlatmak istediği anlamların nesnelerde değil, onları temsil eden göstergelerde kurulduğudur. Saussure’ün anlamın kuruluşunu arayışında göstergebilim merkezi bir yere sahiptir. Ona göre, bir nesnenin kendisine çıplak hâliyle ulaşamayız; her zaman bir isim, bir imge, bir anlam eşlik eder.

Bir kelime ile işaret ettiği şey arasında zorunlu bir bağ yoktur. Saussure bunu “işaretin keyfiliği” (arbitrariness of the sign) olarak açıklar. Ona göre, sözsel imge ile gerçek nesne arasında mantıklı bir ilişki yoktur. Mesela, “uçurtma” kavramı, onu tanımlayan kelime ile rastlantısal bir ilişkiye sahiptir. “Uçurtma” olarak adlandırdığımız kavram, o nesnenin doğasında olan bir gerçeklik değil, bizim ona verdiğimiz bir isimdir. Bu noktada, Saussure’ün ortaya koyduğu iki farklı kavram belirir: gösterilen ve gösteren. Gösterenden kasıt, karşımızdaki şeyin duyularla algılanan yüzüdür; örneğin, “uçurtma” kelimesinin yazısını görürüz veya bu kelime telaffuz edildiğinde işitiriz. Diğer yanda, gösterilen ise bu gösterenin (uçurtma yazısı veya sesi) zihnimizde uyandırdığı kavramdır. Gösterilen (zihinde beliren kavram) özneldir. Uçurtma dediğimizde herkesin aklına farklı bir uçurtma kavramı gelir çünkü dil, her ne kadar belli bir uçurtmadan bahsetse de farklı deneyimlerden doğan sayısız “uçurtma” imgesini tek bir kelimenin içine sıkıştırır. Bu doğrultuda, söylediğimiz şey işaret ettiğimiz nesne ile hiçbir zaman tam olarak örtüşmez; yalnızca ona yaklaşır. “Uçurtma” dediğimizde, gerçekte belirli bir uçurtmayı değil, sayısız olasılık arasından zihnimizde beliren bir temsili dile getiririz. Peki ya pipo…
Bu Bir Pipo Değilse, Neye Bakıyoruz?

İmgelerin İhaneti eserini incelediğimizde, bir pipo ve altında ona eşlik eden “ceci n’est pas une pipe” (bu bir pipo değildir) cümlesi bizi bir paradoksa sürükler. Halbuki bu paradoks Saussure’ün “toplum içindeki işaretlerin yaşamını inceleyen bir bilim” olarak dile getirdiği göstergebilimle ele alındığında, bu eserde ne gördüğümüzün farkına daha iyi varabiliriz. İlk bakışta anlamsız, hatta saçma gelen kavramsal sanatın bir parçası olan İmgelerin İhaneti, sözün ve görselin bir araya gelmesiyle algı ve gerçeklik arasındaki uçurumun izleyiciye deklarasyonudur. Oysaki göstergebilim bu uçurumda bir nevi köprü işlevi görür ve bunun neden bir pipo olmadığını açıklar.
Magritte bize bir pipo değil, bir pipo imgesi sunar. Bu gördüğümüz pipo görseli, Magritte’in aklında beliren bir pipo kavramıdır ve son derece subjektiftir. “Ceci n’est pas une pipe” (bu bir pipo değildir) ifadesi burada karmaşıklık yaratmaktan ziyade dil ile gerçeklik arasındaki mesafeyi görünür kılar. Gösterge ile nesne arasındaki ilişkiyi vurgulayarak izleyici şu soruyla baş başa bırakır: Gördüğümüz şey gerçekten o şey midir?
Eser, Saussure’ün iddialarından birkaçı ile okunabilir. Öncelikle, gördüğümüz şeyin Magritte’in zihninde canlanan bir pipo kavramının görseli olduğunu söyleyebiliriz. Bu kavram, Magritte’in yaşadığı dönemdeki pipolar ile olan ilişkisine ve deneyimine göre şekillenmiştir. Günümüzde, pipolar geçmişe kıyasla bir hayli değişim geçirmişlerdir ve bu da içinde bulunduğumuz dönemde aklımıza gelecek pipo kavramını etkiler. Kısacası, farklı deneyimlerden doğan pipo kavramının tek bir kelime ile sınırları çizilmiştir. Ayrıca, bu resmi gördüğümüz an bunun bir pipo olduğu kanısına varmamız da dilin nesnelere eşlik eden imgeler, isimler, anlamlarla yapısal bir sisteme sahip olduğuna işaret eder. Bu resimde gördüğümüz ise, bir pipo imgesidir yani bir gösterendir. İmgenin altındaki yazı ise bir başka sözsel imgedir. İncelendiğinde, ikisi de aynı nesneye gönderme yapıyor gibi görünse de aslında yazısal imgenin de bireysel olarak bir gösteren olduğunu söylemek mümkündür. Her iki imge de pipo nesnesinin bir temsiliyetidir. Dahası, Magritte’in vurguladığı gibi, bu nesne “kullanılabilir bir pipo değildir, tütün koyup yakamazsınız”. Bu kapsamda, Saussure’ün radikal bir iddiası olan “arbitrariness” (keyfilik) akla gelir. Yani gördüğümüz pipo resmi ve kelimesinin gerçek pipo nesnesiyle ontolojik bir bağı bulunmaz.

Peki ya pipo… Ona baktığımızda, gerçekten ne görürüz? Her ne kadar pipo gördüğümüzü düşünsek de Magritte’in bir piposu yoktur ve sorun imgelerin bize yalan söylemesi değildir; bizim onlara kolay inanıyor olmamızdır. Bir pipoya baktığımızda onu görmeyiz; onu tanırız ve tanıdığımız şeyin gerçekten orada olup olmadığını sorgulamayız. Belki de bu yüzden, gördüğümüz şey hiçbir zaman yalnızca gördüğümüz şey değildir. Bu bağlamda, “bu bir pipo değildir”, felsefi tartışma, temsil ve gerçeklik ayrımına işaret eden bir ifadedir.
Yazar: Berk Can Arslan
Referanslar:
De Saussure, Ferdinand. 1966. Course in General Linguistics (Edited by Charles Bally and Albert Sechehaye, Translated by Wade Baskin)
Roque, Georges. 1990. “Magritte’s Words and Images.” Visible Language XXIII n°2/3, Inscriptions in Paintings, p. 221-237, 1990.
Çetin, Ayhan. 2017. Rene Magritte’in Resimlerinde Sözcükler ve İmgeler