Güney Karolina’nın Beaufort kentinde 2 Ocak 1944’te Rubin ve Dolly Frazier çiftinin 12’inci ve son çocuğu Billy Joe Frazier dünyaya geldi. Rubin ve Dolly Frazier çiftçiydi Ama kendileri toprak ve mülk sahibi değillerdi bu yüzden “Sharecropper” Ortakçı Çiftçi olarak kendilerini ve ailelerini idame ettirmek zorundaydılar. Bu sistemde toprak sahibi çiftçiye sadece araziyi değil; genellikle tohum, gübre, tarım aletleri, çekim hayvanları ve hatta bazen barınması için bir ev de sağlamaktaydı. Lakin bu sistemin arkasında yatan amaç özgürlüklerini kazanan Afro-Amerikan toplumuna istihdam sağlamaktan ziyade yeni bir sömürü biçimiydi. Güney’deki ortakçılık, nadir durumlar haricinde, toprak sahibi olmaya giden bir basamak değildi. Tarım basamaklarında tırmanacak hiçbir basamak yoktu.
Güney’in bu ekonomik ve sosyal gerçekliği içinde gerçekçi bir gelecek göremeyen Joe, 15 yaşında iş bulma umuduyla New York’a abinin yanına taşındı. Ancak mevcut düzlemde savaş sonrası ekonomik resesyonu ve yoğun işsizlik hakimdi; Joe gibi güney eyaletlerindeki ırkçı baskılardan kaçan gençler New York gibi kuzey metropollerine yoğun bir göçe yol açtı. Bu işsizlik döneminde yasal olmayan işlere bulaşan Joe araba hırsızlığına başlayıp çaldığı bu arabaları Brooklyn’deki bir hurdalığa satıyordu. Ancak mevcut düzlemin ve kendi yanlışlarının ittiği bu karanlık yoldan yine kendi çabalarıyla çıkacaktı Joe, hem de her zaman yaptığı gibi tek başına mücadele ederek. Tek başına savaşarak.
Çocukluğunda çiftlikte çalışırken çuval torbalarını yapraklarla doldurup kendi kendine yumruk atıyordu; o dönemdeki her siyahi çocuk gibi 11 yıl 8 ay boyunca dünya şampiyonu unvanını korumuş, 66 galibiyetli Joe “The Brown Bomber” Louis olmanın hayalini kuruyordu. New York macerasından sonra Philadelphia’ya giden Joe burada Cross Brothers mezbahasında işe başladı. Burada soğuk hava odasında depolanan sığır etlerinin yanlarına düzenli olarak yumruk atıyordu, evet Rocky Balboa gibi, ve evet Joe ve Rocky arasındaki benzerlikler bunlarla sınırlı değildi. Bu dönemde bokstan iyice uzaklaşan Joe, belki de boks tanrıların onu ait olduğu yere doğru çağırmasıyla ya da gerçekten şişmanlamasından dolayı bir boks salonunun kapısından içeri girdi ve burada her şeyi değiştirecek adam Yank Durham ile tanışır.

Joe Frazier’ın ağır sıklet boks standartlarına göre oldukça kendine has ve dezavantajlı görünen bir fiziksel yapısı vardı. Boyu yalnızca 182, kilosu da 90 civarı gelmekteydi. Günümüzde en iyi ihtimalle Cruiserweight olabilecek Joe, o dönem için bile oldukça ufaktı. Bunun yanında iki tane çok kritik dezavantajı daha vardı; biri kısa kanat açıklığı. Örnek vermek gerekirse ağır siklet dünya şampiyonu Sonny Liston yalnızca 185 boyundaydı lakin kanat açıklığı 213 civarıydı veya Hafif Ağır ve kruvaziyer siklette dünya şampiyonluğu bulunan Dwight Muhammad Qawi 169 boyundaydı ama kanat açıklığı 180 gelmekteydi. 182 olan Joe için bu mesafe yalnızca 185’ti. Bir de tüm bu fiziksel eksikliklerin üstüne kariyerinin tamamını sol gözü kataraktlı, yarı kör bir şekilde sürdürdü. Tüm bu dezavantajlara rağmen Frazier’ın inanılmaz bir sol kroşesi vardı. Küçük fiziğine ve tüm bu olumsuzluklara karşı koyarcasına güçlü vururdu.

Bu sikletine göre ufak, tek gözü görmeyen ağır siklet üç yıl üst üste Orta Atlantik Altın Eldiven Şampiyonu oldu ve 1964 Tokyo Yaz Olimpiyatları’nda altın madalya kazandı. Bu madalya da hayatı gibi normal bir düzlemde gerçekleşemedi; normalde Buster Mathis Amerika’yı temsil edecekti ancak sakatlanınca yerini Joe aldı. Ve kırık parmakla dövüşerek altın madalyasını kazandı.
1965’te profesyonel oldu ve bir yıldan biraz daha kısa bir sürede 11-0’lık bir galibiyet serisi elde etti. Mart 1968’de Buster Mathis’e karşı kazanarak New York Eyaleti Spor Komisyonu Dünya Şampiyonu oldu. 18 Aralık 1970 günü Bob Foster’ı yenerek WBC şampiyonu oldu. 1971 yılında Madison Square Garden’da, 1967’de kemeri bırakmak zorunda kalan Muhammad Ali ile dövüştü ve Ali’yı 15. rauntta indirerek kemerini korudu; ta ki 22 Ocak 1973’te boks anlamında kendisinin kriptoniti olan George Foreman ile karşılaşıncaya dek. Foreman 191 boyunda, 198 kanat açıklığıyla doğal bir ağır sikletti ve tüm bunların yanında tarihin belki de en sert vuran 2-3 boksöründen biriydi. Ama tüm bunlara rağmen Joe pes etmedi; birinci rauntta üç kez, ikinci rauntta da üç kez yere düştü ve maçı teknik nakavt ile kaybetti. Devamında Ali ile iki maç daha yaptı; ilkini bu sefer Ali puanla kazandı. Son maç ise belki de tarihin en büyük maçlarından biri olan “The Thrilla in Manila”dır. Don King tarafından organize edilen bu maçta adeta modern bir gladyatör dövüşü canlandırıldı. İki tarafta da dövüşmekten ziyade kim hayatta kalacak minvalinde ilerlerken 14. raunttan sonra Frazier’ın koçu Eddie Futch maçı durdurdu; çünkü zaten sol gözü görmeyen Joe’nun diğer gözü de kapanmıştı ve adeta kör bir şekilde savaşıyordu.
Bu maçtan sonra iki maç daha yapıp emekli olan Smokin’ Joe Frazier, 1976 yılında boks sporundan emekli oldu ve Philadelphia’nın sokaklarından gençleri uzak tutmak amacıyla bir boks salonu açarak topluluk lideri ve gençlerin savunucusu oldu. 7 Kasım 2011 yılında 67 yaşında onun şehri Philadelphia’da hayata gözlerini yumdu.

Hakkı Yenen Bir Adam
Yazının buraya kadar olan kısmı Joe Frazier’ı tanıtmak için yazılmıştır. Çünkü yazının bundan sonrası tarihin belki de en çok hakkı yenen, varlığı Ali’nin hikayesinde antagonist rolü oynaması için zorlanan ama sadece dövüşmeyi ve hayatta kalmayı bilen bir adamın gerçekliğine odaklanacaktır.

Spor tarihinin en karizmatik, en ihtişamlı ve birçok sporsever için tarihin en büyük sporcusu “Ali” o kadar büyük ki Denny O’Neil, 1978’de yazdığı çizgi romanda ona ilk Superman’i teknik nakavt ettirip devamında da uzaylılara karşı dünyayı kurtarttı. Binaenaleyh bu kahramana bir de kötü adam lazımdı. Ve o dönemler sporun içinde bu kalıba çok uyan biri vardı.
Ali’nin Vietnam savaşı karşıtı duruşu yüzünden kemer elinden alınmıştı. Bu yüzden federasyon bir turnuva düzenledi ve kemeri Joe Frazier kazandı. Belki de Joe, tarihte ilk kez kazandığı kemerden daha fazlasını kaybeden ilk dünya şampiyonu olmuştu. Çünkü hikayenin devamında Ali’nin karşısındaki adam olmak zorunda kaldı. Ali’nin vazgeçmek zorunda olduğu kemeri alması Joe’yu Ali’nin doğal avı haline getirmişti.
Sporda trash talk denen bir kavram vardır. Sözlerinle rakibinin aklına girmek için kullanılır; Ali’yi Ali yapan en temel özelliği ise bu alandaki insanüstü yeteneğidir. Öyle konuşur ki koca bir topluluğu konsolide edebilir. Sonny Liston gibi bir gangsterin “bu adam çıldırmış” diye düşünceler içine girmesine sebep olabilir.
Konuşmacılar ne kadar çok dil sermayesine sahip olurlarsa, farklılıklar sistemini kendi lehlerine o kadar çok kullanabilirler ve böylece bir ‘ayırt edici kazanç’ elde edebilirler.
Bourdıeu, Language and Symbolıc Power (1991)
Buna karşılık Joe, bırak Ali’ye karşı söz dalaşına girmeyi, ortalama bir hitabete bile sahip olduğunu söylemek zordu. Hem peltekti hem gerçekten taşralıydı; onun için hayat konuşmak üzerine değil, hayatta kalmak üzerine ilerliyordu.
Gösteri, bir görüntü koleksiyonu değildir; aksine, görüntüler aracılığıyla gerçekleşen insanlar arasındaki bir sosyal ilişkidir.”
Guy Debord, Gösteri Toplumu (1967)
Vietnam savaşında 58 bin civarı Amerikalı ölmüştü; bunların çoğunluğu siyah ve yoksul beyazlardı. Ali, “Ben bu savaşa gitmiyorum. Dostum, o Viet Cong’larla aramda bir sorun yok. Hiçbir Viet Cong bana ‘zenci’ demedi.” diyerek tepkisini koydu ve toplum gözünde mevcut iktidarın karşısındaki duruşunu belirginleştirdi.
Simülasyon artık bir bölgenin, bir referans varlığın ya da maddenin simülasyonu değildir. Simülasyon, kökeni ya da gerçekliği olmayan bir gerçekliğin modeller aracılığıyla üretilmesidir: bir hipergerçek.
Baudrıllard, Sımulacra and Sımulatıon (1981)
Bu yaratılan yeni dünyada ise rolleri Ali belirliyordu. Frazier için “Joe Frazier’ı destekleyen her siyahi kişi bir haindir. Joe Frazier’ı destekleyenler sadece takım elbiseli beyazlar, Alabama şerifleri ve Ku Klux Klan üyeleridir. Ben gettodaki sıradan insan için mücadele ediyorum.” dedi. Oysa yazının başında belirtildiği gibi Frazier tam bir Afro-Amerikalı Philly çocuğuydu; sadece apolitik biriydi, politikadan ve konuşmaktan anlamıyordu, tek bildiği yumruk atmaktı.
Konuşmak, belirli bir söz dizimini kullanabilme, şu ya da bu dilin morfolojisini kavrayabilme anlamına gelir; ancak her şeyden önce bir kültürü benimsemek, bir medeniyetin yükünü omuzlamak demektir.
Fanon, Black Skın, Whıte Masks (1952)
Ali, 1975’teki “Thrilla in Manila” maçından önce şöyle demişti:
Manila’da o gorili yendiğimde, bu hem müthiş, hem heyecan verici, hem de gerilim dolu bir maç olacak.
Bu alıntıyla birlikte Ali’nin bu sözü ırkçı bir yerden söylediği iddia edilmemektedir. Lakin Ali’nin ve mevcut boks promotörlerinin yarattığı gerçeklikte doğruların ne denli iç içe geçtiğini göstermektedir.
Tam bunlardan önce Joe ve Ali’nin gayet iyi bir ilişkisi vardı. Ali’nin dövüşmediği o üç senelik dönemde Joe Frazier, Ali’ye her manada destek olmuştu. Bu destek maddi bir yardımın yanında boks lisansını geri alması için de ABD Başkanı Richard Nixon ile yüz yüze görüşmeyi kapsamaktaydı.
Kurban masumdur, suçlu olan ise topluluktur.
Girard, Günah Keçisi (1986)
Joe Frazier, her ne kadar politikadan anlamayan bir adam olarak sadece boks yapmak istese de kolektif gerilim ve mevcut politik düzlem onu günah keçisi olmaya itmişti. Liberal beyaz Amerika’nın suçlarını, o suçları sadece okumayan, en başından beri iliklerine kadar yaşayan işçi sınıfından gelen siyahi bir Amerikalıya yüklemişti. Üstelik bunu da iki Afro-Amerikalı boksörün rekabeti üzerinden yapmıştı.
Sonuç olarak, burada Ali ya da Joe haklıdır diye bir amaç güdülmemektedir. Her ne kadar Ali’nin bazı söylediklerine kırıldığı bilinse de Ali şöyle diyerek niyetinin kötü olmadığını belli etmiştir.
O anın heyecanıyla söylememem gereken pek çok şey söyledim. Ona söylememem gereken hakaretler ettim. Bunun için özür dilerim. Üzgünüm. Bunların hepsi maçı tanıtmak içindi.
Joe Frazier, tarihin en büyük sporcularından biri olarak 67 yaşında Philadelphia’da hayata gözlerini yumdu. Ali gibi tarihin en iyisinin en büyük rakibi; ikisi de bedenlerini ve sağlıklarını harcadı. Ama Ali hâlâ bir efsane olarak yaşamakta, Frazier ise Ali’nin hikayesinin yakıtı olarak.
Philadelphia Museum of Art, Rocky Balboa’nın heykelini 1980’den beri sergilemektedir; oysa Joe Frazier’ın heykeli ölümünden dört yıl sonra, 2015 yılında yapıldı. Aslında tüm yazının amacı bir efsaneye iade-i itibar yapmaktı.
Kaynakça:
Baudrillard, J. (1981). Simulacra and Simulation. University of Michigan Press.
Bourdieu, P. (1991). Language and Symbolic Power. Harvard University Press.
Debord, G. (1967). The Society of the Spectacle. Buchet-Chastel.
Fanon, F. (1952). Black Skin, White Masks. Éditions du Seuil.
Girard, R. (1986). The Scapegoat. Johns Hopkins University Press.