Görme Biçimleri’nin Ortaya Çıkışı
Berger’in çalışmasını incelerken, kitabın ortaya çıktığı kültürel bağlamı değerlendirmek de önemlidir. 1972 yılında dört bölümlük bir televizyon programı olarak yayımlanan Görme Biçimleri, en erişilebilir kitle mecrası olan televizyon ile uzun zamandır kültürün “elit” alanını temsil eden görsel sanatlar arasında bir köprü kurmuştur.
1970’ler; hippi hareketinin etkisinin sürdüğü, ekolojik ve kavramsal sanatın ortaya çıktığı, feminist sanat eleştirisinin geliştiği ve performans ile video sanatının yayılmaya başladığı bir dönemdi. Bu bağlamda sanat, giderek daha fazla sosyal amaçlı üretim biçimlerine yöneliyordu. Ticarileşmeye ve metalaşmaya direnç gösteren yeni ifade biçimlerinin sanat kurumları tarafından kolayca kabul görmemesi gibi, Berger’in Görme Biçimleri de hakim sanat ideolojisine hitap etmemişti. Çünkü metin, Avrupa yağlı boya geleneğinin temelindeki mülkiyet fikrinin günümüzde reklamcılıkta sürdüğünü anlatıyor ve görsel kültürün gündelik hayatımızı nasıl şekillendirdiğini kavramak için daha önce üzerinde durulmamış bir dizi görme biçimi öneriyordu.
Görme Biçimleri Neden Günümüzde Önemli?

Görme Biçimleri, günümüzde hala araştırılan, tartışılan ve referans gösterilen bir metin. Modern Klasikler arasında yer alan kitap, güzel sanatlar, karşılaştırmalı edebiyat ve medya çalışmaları gibi üniversite bölümlerinin zorunlu okuma listelerinde bulunuyor.
Görme Biçimleri’nin günümüzde bir klasik sayılmasının ve hala güncelliğini korumasının birçok nedeni var. Farklı disiplinlerden okurlara kolektif bir düşünme alanı açması bu sebeplerden biri. Kitap, ilk bakışta bir sanat tarihi okuması gibi görünse de ilerleyen sayfalarda feminist teoriye, reklamcılığın diline ve görsel kültürün ideolojisine değiniyor ve okur için bu disiplinlerarası bağlantıları görünür kılıyor.
Günümüzde “medya okuryazarlığı” olarak adlandırılan görüntü ve bilgi akışını eleştirel biçimde analiz etme becerisinin temel ilkeleri, John Berger’in Görme Biçimleri’nde ortaya koyduğu eleştirel bakıştan yola çıkar. Çünkü Berger, bu kitapta bilgi ve imge senfonisi içinde ne gördüğümüz kadar, nasıl gördüğümüz ve yorumlayacağımızın üzerinde durur. Kitap, imgelere nasıl baktığımızı sorgulamak ve bununla birlikte imgelere yüklediğimiz varsayımlara dikkat çekerek dönemin sanat eleştirisine yeni bir yön vermiş ve imgeleri okuma biçimimizi değiştirecek bir sorgulama süreci başlatmıştır.
Görme Biçimleri’nin bir diğer özelliği ise sanat eleştirisinin demokratik potansiyelini araştıran bir metin olmasıdır. Berger’in önceliği, sanat klasiklerini “ulaşılması zor” olmaktan çıkarmak; sanat eleştirisini ve eserlerini çok daha geniş bir okur kitlesi için erişilebilir ve anlaşılabilir hale getirmek ve okuru pasif bir izleyiciden aktif bir katılımcıya dönüştürmektir. Dolayısıyla kitabın içeriği kadar kullanılan biçim ve tasarım da dikkat çekicidir. Görme Biçimleri, üçünde yalnızca görsellerin yer aldığı yedi denemeden oluşur. Bu metinsiz bölümlerde Berger hiçbir açıklama sunmaz; okuru kendi düşüncelerini oluşturmaya davet eder. Nitekim kitabın son sayfasında yer alan cümle bunu ifade etmiştir.
Bu kitabı tamamlamayı okurun kendisine bırakıyoruz…
Bugün görsel sanatları anlamaya yönelik pek çok yaklaşımı, Görme Biçimleri öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek mümkün. Görme Biçimleri’nin, geleneksel varsayımlarla meşgul olmaması, Batı sanatında yerleşik görünen düşüncelere meydan okuması, kurduğu yeni terminoloji ve sanat eleştirisi kitaplarına getirdiği üslup ve biçimsel yeniliklerle döneminde bir devrim niteliği taşımıştır.Bir sonraki bölümde kitabı klasik haline getiren özellikleri üç başlık halinde inceleyeceğiz.
Bakışın İdeolojisi Üzerine
Düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler.
John Berger, 8
John Berger’e göre, görme eylemi bir ilişki kurma biçimidir. Bir tabloya, sanat eserine ya da bir reklama bakarken, onu nasıl gördüğümüz, aslında dünyayla kurduğumuz ilişkinin bir yansımasıdır. Berger’e göre nasıl baktığımız kadar neyi görmezden geldiğimiz de toplumsal ve kültürel bağlam tarafından şekillenir. Görme eylemi seçicidir. Berger’e göre herkes aynı görüntüye bakar ama her insanın gördüğü birbirinden farklıdır.

Bakışın kültürel bağlam etrafında şekillenmesi fikri, 1970’lerde gelişmekte olan ikinci dalga feminist eleştirisinde de kapsamlı şekilde yer almıştır. Berger, kitabın üçüncü denemesinde “The Old Masters”, yani Rönesans dönemin sanatçılarının eserlerine hakim erkek bakışını eleştirir:
Kadınlar erkeklerden çok değişik bir biçimde gösterilir; “ideal” seyircinin her zaman erkek olarak kabul edilmesinden, kadın imgesinin onun gururunu okşamak amacıyla düzenlenmesindendir.
Bu resimlerin her şeyden önce “satın alınabilen ve sahip olunabilen nesneler” olduğunu belirtir. Bununla birlikte, bu dönemin yağlı boya geleneği kadın bedenini, mülkiyeti, serveti ve toplumsal statüyü de seyredilmek, sergilenmek ve nihayetinde sahip olunmak üzere düzenlediğini tartışır.
Berger’in kadın imgesinin tarih boyunca Avrupa sanatında, daha sonra ise reklamlar ve medya aracılığıyla özellikle de beyaz ve Batılı erkek bakışına göre konumlandırıldığına dair analizi, Laura Mulvey’nin 1975 tarihli “Visual Pleasure and Narrative Cinema” makalesinde teorileştirilen “Male Gaze” kavramıyla paralellik taşır. Bu nedenle Görme Biçimleri, sanat tarihine bir eleştiri sunmasının yanı sıra; aynı zamanda feminist teori literatürünün önemli metinlerinden biri olarak kabul edilir.
Sanat Eleştirisine Bir Yapısöküm
Bu yazıda, yeniden canlandırılan her imge resmin ilk bağımsız anlamıyla çok az ilgisi olan ya da hiç ilgisi olmayan savın birer parçası olmuştur.
John Berger, 28
Görme Biçimleri, özünde bir yapısöküm çalışmasıdır. Çünkü Berger, görsel sanatların tarih boyunca inşa ettiği sınıflandırılmış, hiyerarşik ve cinsiyetlendirilmiş pek çok imgeyi ve düşünceyi çözümlemeye girişmiştir. Kitabın yayımlandığı 1970’lerin başında sanatın nasıl ve kimler tarafından yorumlanacağına dair katı görüşler varlığını sürdürmüştür. Berger bu kalıpları yeniden tartışmaya açmış ve özellikle Batı sanatına odaklanmıştır.
Örneğin, kitapta sıkça bahsi geçen “mystification”, Türkçe’ye “bulandırma / muğlaklaştırma” olarak çevrilen kavram, sanatı kapalı ve “gizemli” hale getirmekle ilgili süreci ifade eder. Berger’e göre muğlaklaştırma, aslında kendi içinde kolaylıkla anlaşılabilecek bir şeyi gereksiz açıklamalarla karmaşıklaştırmak ve böylece onu “sıradan” izleyiciden uzaklaştırmaktır. Bu eğilim, Avrupa Rönesans bilincinin ilk dönemlerinden itibaren etkili olmuştur (15). Berger’e göre, Avrupa resim geleneği, güzel sanatların belli bir kesime ait görmüş ve dolayısıyla sanat eserlerini adeta bir gizem haline getirmiştir. Bunun sonucunda dönemin gerçek bağlamı izleyiciye görünmez hale gelmiş ve resimlerden veya dönemden öğrenilecek şeyler tamamen öğrenilmez olmuştur:
Bugün biz geçmişin sanatını hiç kimsenin görmediği bir biçimde görüyoruz.
Resimler gerçek bağlamlarından ayrılmış ve “yüksek kültür”ün uygun gördüğü şekilde konumlanmıştır. Berger bu gizem örtüsünü kaldırmayı, “kültürel uzmanlar” ile “sıradan izleyici” arasındaki bariyeri kaldırmayı amaçlamıştır.
Kitap, fotoğraf makinesinin icadıyla birlikte sanat eserlerinin anlamının nasıl değiştiğini de işlemiştir. Berger’e göre, başlangıçta resimler bulundukları mimari yapının bir parçasıydı ve sergilendikleri yerin belleğini oluşturuyordu. Bu yüzden her resmin “biricikliği”, bulunduğu yerin benzersizliğinden de kaynaklanıyordu:
Bir resim bir yerden başka bir yere taşınabilirdi, ancak asla aynı anda iki yerde görülemezdi.

Fotoğraf makinesi bu durumu tümüyle değiştirdi; bir resim artık çoğaltılıyor ve aynı anda birçok yerde bulunabiliyordu. Böylece resmin “tekil” anlamı artık kaybolmuş; evlere, dergilere, kitaplara yayıldıkça farklı bağlamlara yerleşmiş ve izleyicinin onları yerleştirdiği her bağlamda yeni anlamlar kazanmıştı. John Berger’in ifadesiyle;
Fotoğraf makinesi aracılığıyla artık resim, seyirciye gidiyordu; seyirci resme değil.
Bu yeni dolaşım biçimi, yeniden üretim araçlarının yarattığı bir sonuçtu ve sanat eserini nesneleştirerek bir eşya, hatta kimi zaman dekoratif bir unsur haline getirdi. Özgün yapıt, artık içinde bulunduğu kültürel pazar tarafından değerlendirilip fiyatlandırılıyor; bu fiyat resmin gerçek değerinin bir yansıması gibi sunuluyordu. Böylece yeniden üretimin açtığı alan, bir yandan sanatı daha geniş kitlelerle buluştururken, öte yandan yapıtı sınıfsal, ekonomik ve ideolojik bir çerçeveye yerleştirerek yeni bir perde çekiyordu. Berger’in eleştirisi, sanatın çoğaltma teknikleriyle demokratikleşir gibi görünürken, aynı anda kültürel otoriteyi yeniden üreten, eseri piyasaya tabi kılan yeni bir muğlaklaştırmaya maruz kalmasıydı.
Üslup ve Biçimde Yenilikler
Görme Biçimleri’nin sanat eserlerini tarihsel ve sosyal bağlamlarıyla birlikte ele alma biçimi benzersizdir. Berger, Rönesans dönemi tablolarını alışılmışın dışında bir yaklaşımla yeniden yorumlayarak okura sunar. Frans Hals, Rembrandt ve Rubens gibi sanatçıların önemli eserlerini incelerken, bu resimlerde kadınların çoğunlukla seyredilecek figürler olarak temsil edilmesini; yağlı boya geleneğinin ise toplumsal statüyü göstermek ve mülkiyet ideolojisini pekiştirmek için kullanıldığını tartışır. Bunun yanında Berger, Avrupa sanat tarihinin uzun süre tek sesli bir anlatı sunduğunu, sömürgeleştirilen toplumların ve kadınların deneyimlerinin bu anlatıda neredeyse hiç yer bulamadığını vurgulayarak sanat tarihinin bu kısıtlı perspektifine eleştirel bir alternatif ortaya koyar.
Elbette Berger bunu yapan ilk sanat eleştirmeni değildir. Marksist sanat tarihçisi Arnold Hauser (1892-1978), 1951 yılında yayımlanan Social History of Art kitabında sanat tarihine, sosyal sınıfların ve iktidar yapıları perspektifinden ele almıştır. Bir diğer önemli örnek, Görme Biçimleri’nin entelektüel öncüsü, Walter Benjamin’in 1936 tarihli “Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri” makalesidir ve kitap birinci denemenin sonunda bunu doğrudan belirtir:
Bu denemedeki fikirlerin çoğu bundan kırk yıl kadar önce yazan bir Alman eleştirmeni ve düşünürü olan Walter Benjamin’den alınmıştır.
Ancak Berger, farklı bir yol izleyerek bahsettiğimiz eserlerden çok daha farklı bir dil ve yapı kullanmayı tercih etmiştir. John Berger Görme Biçimleri’ni yaratırken, cümleleri konuşma temposuna yakın tutmuş ve birçok argümanı görsel örneklerle desteklemiştir. Berger’in amacı birçok insana ulaşmaktır ve bunun için okura yalın ve açık bir şekilde hitap etmiştir. Sayfada düzenli bir tipografi yerine kısa paragraflar ve açıklayıcı görselleri bir koleksiyon gibi sunmuştur. Bu seçimlerin tümü, Görme Biçimleri’ni günümüzde dahi sanat eleştirine giriş metinleri içinde en ideal okumalardan biri olmasını sağlar.
Son Düşünceler

Görme Biçimleri yalnızca ortaya koyduğu fikirlerle değil, doğrudan, anlaşılır ve cesur üslubuyla da bir dönüm noktasıdır.
John Berger bugün çağdaş bir Görme Biçimleri yazsaydı, kuşkusuz sosyal medya platformlarına adanmış bir deneme kaleme alırdı. Berger’in sezgileri ve görüşleri öyle isabetliydi ki – internetin henüz var olmadığı bir dönemde üretilen bu program ve kitap – görsel kültürün teknolojilerle birlikte nasıl dönüşeceğini şaşırtıcı bir doğrulukla öngörmüştü. Görme Biçimleri, aradan geçen kırk yılı aşkın süreye rağmen, görmenin her zaman öğrenilen, tarihsel ve kültürel bir pratik olduğunu hatırlatan temel bir referans metni olmaya devam ediyor.
Kaynakça:
Berger, John. Ways of Seeing. Penguin Modern Classics, 2008.
Berger, John. Görme Biçimleri. Çev. Yurdanur Salman, Metis Yayınları, 7. basım, 2020.