Spiderman, Kaptan Amerika, Batman ve akıllara gelen birçok klasik süper kahraman. Lakin tüm bu karakterlerden önce çizgi roman sayfalarına ilk adımı atması gereken bir kahraman vardı. 1938 yılında bilinen en büyük çizgi roman figürü doğdu; Jerry Siegel ve Joe Shuster, Superman adını verdikleri, Kriptonlu ama Smallville, Kansas’ta büyüyen “Truth, Justice, and the American Way” sloganını kendine düstur edinen bir karakter yarattı. 2003 yılındaysa Mark Millar, Kansaslı olan Clark’ın orijin hikayesini değiştirip onun Sovyet Rusya’daki bir çiftçi ailenin yanına düştüğü gerçekliğini oluşturdu. Bu yazının ana odağı da bu iki eseri İnşacılık ilkeleriyle incelemek olacaktır. İnşacılık, uluslararası ilişkiler teorisindeki bir dizi merkezi temaya alternatif anlayışlar sunar.
İnşacılar, materyalistlerden ziyade felsefi idealistlerdir. Maddi yapıların, ancak bunların aracılık ettiği öznelerarası paylaşılan anlam yapıları aracılığıyla sosyal anlam kazandığını savunurlar.
Fınnemore ve Sıkkınk, 2001
Realizm teorisinde, realizmin Üç S’si (Three S’s of Realism) adı verilen temel kavramı anlatan bir şema vardır: Statism (Devletçilik), Survival (Hayatta Kalma) ve Self-Help (Kendi Kendine Yardım). Sistemin içindeki ana aktör devlettir; yani karar verici konumundadır. Devletin birincil amacı hayatta kalmak olacaktır ve bu sistem içinde kimseye güvenemez. Bu nedenle genel uluslararası sistemi “anarşik” olarak yorumlarlar. İnşacı teorinin en önemli figürlerinden Alex Wendt, Anarchy is What States Make of It: The Social Construction of Power Politics adlı eserinde bu durumu şöyle eleştirir.
Anarşinin kendine ait bir “mantığı” yoktur; anarşi, hangi kimlikler ve çıkarlar yapısının oluşturulup uygulanacağını belirleyen pratiklerden başka bir şey değildir. Yapı, süreçten bağımsız olarak varlık veya nedensel güç taşımaz. Kendi kendine yardım ve güç siyaseti, anarşinin yapısal özellikleri değil, kurumlardır. Anarşi, devletlerin onu nasıl şekillendirdiğine bağlıdır.
Wendt, 1992, P. 395
Yani, doğrudan “güç” ve “sistem” tehlikeli olan değildir; asıl mesele, güç ve sistemin kimin kontrolünde olduğudur. Bu noktada kaynak esere dönük bir analiz yapmak gerekmektedir. “Güç” yani Kriptonlu Kal-EL’in yetenekleri iki eserde de aynı kapasitededir. Lakin, klasik versiyon liberal öğretiler üzerine bireylerin ve devletlerin özgürlüğüne odaklanmaktadır. Bir yandan da Amerikan ideallerini takip etmektedir. Ancak 1938 yılında Ukrayna’daki bir çiftliğe düşen Kal-EL, sosyalist normlar etrafında büyümüştür. Onun için eşitlik en önemli olandır; gerekirse totaliter bir lider haline gelmekten çekinmez, sadece diğer devletler ve aktörler birbirleri üzerinde tahakküm kurmaya çalışmamalıdır.

Bu noktada kimlik inşası kavramına dönmek gerekmektedir. Yapılandırmacı teorisyenler için kimlik, toplum, kültür ve normlar etrafında gelişir. Bireysel kimlik ve kolektif kimlik tanımları bizleri karşılar. Lakin yapılan okuma doğrultusunda “rol kimliği” kavramı Mark Millar’ın Red Son’ı için daha uygun olacaktır. Şu an bu analiz yazısında incelenen iki farklı Superman varyantı da tam olarak bu kavramın fizikseleştirilmiş bir örneğidir.

Klasik Superman varyantı, idealleri uğruna kimseyi öldürmez. Çünkü klasik Superman ve Clark Kent farklı kişilerdir. Clark Kent, Kansaslı çiftçi bir ailenin gazeteci oğludur. Superman ise Justice League üyesi, logosu ve üzerinde taşıdığı “S” harfi ile umut sembolüdür. Buradaki “S”, genel yanılgının aksine Superman’in ilk harfi olarak kullanılmamaktadır; Kripton gezegeninde “umut” anlamına gelmektedir. Öte yandan Sovyet Superman varyantına baktığımız vakit, ilk olarak Sovyetlerin en büyük simgesi, Stalin’in en yakınıdır; ta ki Red Son Superman tarafından öldürülene kadar. Daha sonra yeni Sovyet lideri, tüm insanlığın hükümdarı olur. Bu noktada Superman’in umut simgesi de yerini Sovyet imgesi olan orak ve çekice bırakmıştır. Yani umudun değil, devletin, kolektifin ve ideolojinin temsilcisi haline gelmiştir. Bu Superman varyantına, dünyayı sosyalist ideallere göre şekillendiren bir tiran rolü verilmiştir.
Öte yandan, İnşacılar çoğu şeyi normlar üzerinde şekillendirse de öznenin kendi seçimlerini yapma kapasitesini de göz ardı etmez. Genel sistem ile yapı arasında karşılıklı inşa (mutual constitution) hali mevcuttur. Yani yapı, özneyi norm, kültür ve benzeri birçok unsur ile değişime sokar. Lakin bu etkenler etrafında gelişen aktör, tüm yapıyı yeniden inşa etme kapasitesine de sahip olabilir. Red Son Superman, sosyalist ideallerle birlikte insanların emperyalist sistem içinde sömürülmesini kabul etmez ve bunun sonucunda Amerika hariç tüm dünyada hüküm süren, korkulan bir tiran olur. Yani doğduğu ve büyüdüğü sistemi geliştirir, değiştirir.
İnşacılar, aktörlerin çıkarlarının ve kimliklerinin sosyal olarak inşa edilmiş karakterine verdikleri önem ve dünya siyasetinde en değişmez görünen uygulamaların ve kurumların bile değişime açık olduğuna olan inançlarıyla tanımlanırlar.
Phıllıps, 2007, s. 60

Hikayenin sonlarında Red Son Superman de bu tarzda bir değişime girer. Eşitlik için her şeyin mübah olduğu personasını geride bırakarak kendisine öldü süsü verir. Yapısalcı teori içinde bu durumu identity change olarak adlandırabiliriz. Yani süreç içinde bireyin, kriz veya savaş benzeri olaylar sonucunda kendini var eden kimliğinde bir değişime gitmesidir.
Tüm anlatıların ardından uzak bir gelecekten Superman’ın biyolojik babası Jor-L ve annesi Lara görünür. Genç Kal-EL’i rokete koyar ve geçmişe gönderirler. Son panellere doğru Jor-L’in, Lex Luthor’un birkaç kuşak sonraki torunu olduğu fark edilir. Ve yine Ukrayna kıyılarına düşen roket ile çizgi roman biter. Yani tüm seri boyunca Lex Luthor’un en büyük düşmanı olan Superman, aslında onun torunudur.
Sembolik etkileşimciliğin temelinde, insanlar olarak sosyal etkileşimde birbirimizle her gün karşılaştığımızda kendi kimliklerimizi ve birbirimizin kimliklerini oluşturduğumuz görüşü yatmaktadır.
Galbın, 2014
Burada da kimlikler ve fikirler bulunduğun ortama ve zamana göre değişmektedir. Farklı bir sosyal ortamda büyüyen, senin soyundan gelen torunun ideolojik olarak tam karşında olabilir.
Kaynakça:
Galbin, A. (2014). An introduction to social constructionism. Social Research Reports, 26, 82–92. Retrieved from http://www.researchreports.ro
Wendt, A. (1992). Anarchy is what states make of it: The social construction of power politics. International Organization, 46(2), 391–425.
Hopf, T. (1998). The promise of constructivism in international relations theory. International Security, 23(1), 171–200.
Finnemore, M., & Sikkink, K. (2001). Taking stock: The constructivist research program in international relations and comparative politics. Annual Review of Political Science, 4(1), 391–416.
Phillips, A. B. (2007). Constructivism. In International relations theory for the twenty-first century (pp. 70-84). Routledge.