Gerçekliğin Estetiği: The Battle of Algiers ve Küresel Direniş Anlatısı

Devrimin liderlerinden birisinin kendini oynadığı bir kurtuluş savaşı hikâyesi. Yöneten ise İtalyan Gillo Pontecorvo, kurgusal anlatıdan önce bir belgeselci. Film ise bir savaş kurgusu ama belgesel tadında bir sinema dili içeriyor. Adeta global bir fenomen.
Battle of Algiers

Sinemanın toplum üzerindeki gücünü gösteren en iyi örneklerden biri, 1966 yılında Gillo Pontecorvo tarafından yönetilen “The Battle of Algiers” filmidir. Çünkü filmin zamanı, prodüksiyon süreci, devlet desteği gibi durumlara baktığımız vakit; “The Battle of Algiers” sinema yapımlarının hükümetler ve diğer baskın organizasyonlar tarafından toplumsal davranışları etkilemek için kullanılan araçlar arasında olduğunu kanıtlayan emareler göstermektedir.

Cezayir’in Fransız sömürgesi olarak eziyeti 1830 yılında başladı. Ve ne yazıkkı 100 yıldan fazla sürdü. Ta ki o güne kadar…

Öncelikle, siz Cezayir dağlarında bir çiftçisiniz. Tarih 1 Kasım 1954. Sabahın erken saatlerinde uyandığınızda, Müslüman yurttaşlarınızdan oluşan küçük bir grubun köyünüzdeki bir karakolda Fransız muhafızlara saldırarak onları öldürdüğünü görüyorsunuz. Ve kapınızın önüne şöyle bir bildiri bırakmışlar:

Cezayir halkı: Aşağılayıcı, sömürgeleştirilmiş durumunuzu düşünün. Sömürgecilik altında adalet, demokrasi ve eşitlik bir tuzak ve aldatmacadan başka bir şey değildir… Kurtuluş Güçlerine yardım, destek ve koruma sağlamak için örgütlenin… Yaşasın Kurtuluş Ordusu! Yaşasın Bağımsız Cezayir!

Fraleıgh, 1967
Battle of Algiers

Bu zorlu dönem, 1962’de yapılan Evian Anlaşması’na kadar devam etti. Yapılan bu antlaşma neticesinde Cezayir, bağımsızlığını kazanmış oldu. Savaştan sadece üç yıl sonra, özgür Cezayir halkı bu mücadelesini anlatan bir film çekmesi için İtalyan yönetmen Gillo Pontecorvo’ya omuz verdi. Film, İtalyan bir ekip tarafından çekilmiş olmasına rağmen, Cezayir devleti filme önemli maddi ve manevi katkılarda bulundu. Film, Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (bundan sonra FLN olarak anılacaktır) devrimi gerçekleştirmek için adım adım nasıl çalıştığını ve Fransız işgalinin Cezayir vatandaşlarına ve toplumuna verdiği psikolojik ve fiziksel zararı anlatmaktadır. Filmin yönetmeni olarak Gillo Pontecorvo’nun seçilmesi de rastlantı değildir; bu tercih, onun “docudrama” adı verilen yarı-belgesel janrının önde gelen isimlerinden biri olmasında saklıdır.

Battle of Algiers

Belki de yönetmenin başarısındaki en değerli husus burada yatmaktadır. Pontecorvo safi bir kurgusal anlatıya kapılıp melodramatik karakterizasyon yapmamaktadır. Filmde görülen iki kanat — hem FLN hem de Fransız kuvvetleri — kendi doğruları uğruna etik olmayan eylemlerde bulunmuştur. Film, FLN’nin Fransız sivillere yaptığı bombalı saldırıya da, Fransızların sivil Cezayirlilere yaptığı işkencelere de yer vermektedir. Bu da filmin izleyicideki etkisini artırmaktadır.

Filmde iki önemli FLN lideri Ben M’hidi ve Ali La Pointe’in bir diyaloğuna da yer verilir. Ben M’hidi, agresif ve saldırgan yöntemleri savunan Ali La Pointe’ye…

Sadece şiddet, ne savaşları ne de devrimleri kazanır. Saldırmak başlangıç için yararlıdır. Ama sonrasında, halkın kendisinin harekete geçmesi gerekir. Bu grevin arkasındaki mantık da tüm Cezayirlileri güçlerimizi değerlendirmeye sevk etmektir.

Ben M’hıdı, The Battle of Algıers

Bu pasaj, devrimlerin yalnızca şiddetle sürdürülemeyeceğini; şiddetin başlangıçta etkili olabileceğini, ancak uzun vadede asıl önemli olanın toplumun devrimi kültürel ve ideolojik olarak anlaması ve benimsemesi olduğunu açıklamaktadır. Joseph Nye’ın soft power (yumuşak güç) teorisinde müzik, sinema ve spor gibi kültürel aktivitelerin halkı yönlerdirmek için kullanılabilen bir araç olduğundan bahseder. 

Savaş sırasında hayatta kalan tek FLN lideri Saadi Yacef’tir ve o, bu filmde yalnızca yapım sürecinde teşvik edici bir rol oynamakla kalmamış, aynı zamanda filmde oyuncu olarak da yer almıştır. Yacef, toplumu en çok etkileyen araçlardan biri olan sinemanın, devrimlerinin hikâyesini anlatmasını istiyordu. Çünkü Yacef, yoldaşı M’hidi’nin de dediği gibi, halkının devrimi unutmamasını, özümsemesini ve gelecek nesillerin de bu devrimin özünü kavrayabilmesini arzuluyordu.

Battle of Algiers

Filmin etki alanı, Cezayir’in sınırlarının çok ötesine geçmiştir. Film adeta halk devrimlerinin sembolü hâline gelmiştir. Sadece Kuzey Afrika ve Müslüman coğ rafyasında değil; Cezayir örneği, ABD’deki Kara Panterler gibi radikal siyah hareketler için de ilham kaynağı olmuştur. Kara Panterler, Cezayir’in bağımsızlık mücadelesini kendi mücadelelerine model olarak almışlardır. Hatta B. Ruby Rich’in After the Fall: Cinema Studies Post-9/11 (Düşüşten Sonra: 11 Eylül Sonrası Sinema Çalışmaları) başlıklı makalesi, filmin kentsel gerilla savaşı, modern terörizm ve karşı-gerilla taktikleri perspektifinden okunabileceğini; farkında olunmadan isyancı gruplar için bir eğitim materyaline dönüştüğünü ima etmektedir.

Toparlamak gerekirse, The Battle of Algiers filmi, Cezayir halkının özgürlük mücadelesini son derece gerçekçi bir sinema diliyle anlatan ve bu gerçekçiliği sayesinde etki alanı tüm dünyaya yayılan eşsiz bir yapımdır.

Kaynakça:

Fraleigh, A. (1967, April 27–29). The Algerian War of Independence. Proceedings of the American Society of International Law at Its Annual Meeting, 61, 6‑12. Cambridge University Press

Rich, B. R. (2004). After the fall: Cinema studies post-9/11. Cinema Journal, 43(2), 109-115.

İlginizi Çekebilir!
Cannes Film Festivali 2024 Raporu: Işıklar, Krizler ve Kazananlar