Tomris Uyar, 1941 yılında kültürlü ve aydın bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Aldığı nitelikli eğitim, onu yalnızca başarılı bir yazar değil; aynı zamanda usta bir çevirmen haline de getirdi. İngilizce’den yaptığı 60’tan fazla çeviri, onun dünya edebiyatıyla kurduğu güçlü bağın göstergesiydi. Evrenin Yapısı gibi önemli eserleri dilimize kazandırmış, bu alandaki titiz çalışmalarıyla Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’ne layık görülmüştü.
Çevirdiğim yazarın fotoğrafı yoksa eğer dostlarının kimler olduğunu, nerelere girip çıktığını nasıl semtini sevdiğini öğrenmek isterim. Bu özellikler, yazarı Türkçe’de yerleştireceğim yeri gösterir bana. Ama tabi asıl yol gösterici, yapıtın kendisidir.
Tomris Uyar
Öykülerinde küçük anların büyük etkilerini keşfetmeye odaklandı. O; bir insanın hayatındaki bir anını yakalamanın ve bu anın insanın vereceği kararları nasıl etkilediğinin işlenmesinin çok önemli olduğuna inanıyordu. Bu anlayışla yazdığı öyküler, sıradan hayatların içindeki derin çatışmaları kısa ve yoğun bir şekilde aktarmasını sağladı. Özellikle kadın karakterleri, yalnızlık, sıkışmışlık ve özgürlük arayışı ekseninde ele aldı. Tomris Uyar kadınlarını, yaşadıkları topluma karşı duyarlı, sorgulayan ve cesur bireylerden oluştururdu. O kadar zamansız yazardı ki, hala okuyup kendimizden bir şey bulmamız mümkün.
Edebiyat anlayışında, hikâye ile öyküyü birbirinden ayırdı. Ona göre hikâye yalnızca bir olay aktarımı; oysa öykü, insan ruhunun ve kararlarının tahliliydi. Bu doğrultuda kaleme aldığı 11 öykü kitabı, biçimsel ve içerik açısından hem dönemini hem de sonrasını etkileyen özgün eserler olarak kaldı. 1970’li yıllarda İkinci Yeni’nin etkileri, 1980 sonrası ise Batılı öykü teknikleri onun metinlerinde belirgin bir biçimde görüldü.

Yazma konusunda “Bunu yazmam neyi değiştirdi?” Yani okur bunu okuduktan sonra bir kıpırtı duydu mu içinde, bir titreşim, bir serinlik, bir açılım? İkinci soru da şu: Ya ben şunu yazmadan edebilir miydim?
Tomris Uyar
Uyar, yalnızca bir yazar değil, aynı zamanda sanatla iç içe yaşayan bir insandı. Dans etmeyi (özellikle fokstrot, çarliston ve valsi) ve müziği çok severdi.
Şairlere İlham Veren Kadın

Günümüzde de Tomris Uyar’ın edebi kimliği maalesef çoğu kişi tarafından özel hayatıyla gölgeleniyor. Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar gibi şairlerle olan ilişkileri, onun “şairlere ilham veren kadın” olarak anılmasına ve kıymetli yazarlığının önüne geçmişine neden oldu. Oysa Tomris Uyar bu algıya karşı çıkmıştı. Günlüklerinde, şairlere yalnızca ilham olmadığını, onların yazmadığı dönemlerde edebiyatla ilgili sohbetleri ve okuma önerileriyle üretime katkı sunduğunu belirtmişti.
Ben onların ilham perisi olmadım. Yazdıklarını okudum. Yazmadıkları zamanlarda sohbet ettim, teşvik ettim.
Tomris Uyar
Tomris Uyar, Edip Cansever ile aralarında güçlü bir bağ olduğunu da dile getirmişti:
Öykülerini ilk önce ona okutturdum. Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.
Gündökümü – II

Turgut Uyar’la olan evliliği, onun en uzun ve derin ilişkilerinden biri olmuştu.
Hiçbir üçüncü öğenin yer almadığı iki kişilik bir dünya özler, geçmişin bütünüyle silindiği, geleceğin güvenceli olduğu sürekli bir şimdiki zaman peşindedir. Evliliğimizdeki en büyük sürtüşme de bu zıtlıktan doğacaktı sonraları. Turgut beni her an elinden kaçıracakmış gibi gereksiz bir kaygıyla yıpranacak, ben de hiçbir rekabetin söz konusu olmadığı bir alanda boyuna birinci seçilmekten yorulacaktım.
Tomris Uyar
Turgut Uyar’ın 1985’te ölümünün ardından yazdığı günlükler ve mektuplar hem büyük bir aşkın hem de büyük bir yalnızlığın tanığıydı. Yakın dostlarının birer birer kaybı sonrası içine kapanmış, toplumun geldiği nokta onu umutsuzluğa düşürmüştü.

Günümüzde de Tomris Uyar’ın mirası olan kelimeleriyle kurduğu güçlü dünya, eserleri ve birçok önemli eserin dilimizde bize ulaşmasını sağlayan çevirileri; yalnızca edebiyata gönül verenlere değil, özgür düşünen herkese ilham vermeye devam ediyor.
