İstanbul’la etkileşime dayanan, şehrin sosyokültürel yapısından, geçmişinden ve dönüşümünden izler taşıyan mekanlarda var olan İstanbul Bienali, 18. edisyonunda aynı yolda ilerliyor. İlk ayağı 20 Eylül’de başlayacak bienal, hem birbirine yakınlıklarıyla hem de temanın kavramsal çerçevesini desteklemesiyle dikkat çeken mekanlarda sanatseverlerle buluşuyor.
Üç Yıla Yayılan Yeni Bir Model
3 yıla yayılma fikrinin Tohmé’nin küratoryel önerisiyle çıktığını söyleyen Bienal Direktörü Kevser Güler bunun aslında yeni bir model olduğunu söylüyor.
18. İstanbul Bienali’nin üç yıla yayılma nedenini Tohmé şu sözlerle açıklıyor:
2 aylık bir sergi olmasını istemedim. Buradaki ekosisteme uzun soluklu katlı sağlayacak, buranın ihtiyacına cevap vereceğini düşündüğüm bir öneri getirmek istedim.

“Kendini koruma” ile “gelecek olasılıklarını” merkeze alan bienalin ilk ayağı, 20 Eylül–23 Kasım 2025 tarihleri arasında 50’ye yakın sanatçının eserini içeren bir sergiyle birlikte performanslar, gösterimler ve konuşmalar içeriyor. 2026’daki ikinci ayak, kalıcı olacak bir akademi oluşturmaya ve yerel inisiyatiflerle iş birliği içinde bir kamusal program dizisi geliştirmeye odaklanıyor. 2027’de ise bienal üçüncü ayağına yaslanarak dinleniyor; yol boyunca karşılaştıklarını bir araya getiren son bir sergi ve atölye programıyla tamamlanıyor.
“Üç Ayaklı Kedi” Bize Ne Anlatıyor?
Kedinin dokuz canlı olduğu söylenir. Kentin sevilen ve sayılan bu sakini, sokakların arasından süzülür, gözden kaçanların izini sürer ve gerinerek güneşin tadını çıkarır.
Üç ayağı üzerinde 2025’ten 2027’ye uzanan 18. İstanbul Bienali, zaman içinde esneyerek ayaklarını yere basan; sohbetlerden, egzersizlerden ve aralıksız haber akışından beslenen bir ritmi benimseyen bir kediyi andırıyor.
Christine Tohmé, 18. İstanbul Bienali’nin temasını şu sözlerle açıklıyor:
Oyun ile tehlike arasında gitgeller ile yaşayan kedi, ona karanlık anlarda kılavuzluk eden meraklı bir ruha sahiptir. Zaman zaman bu ona ağır bir bedel ödetebilir, hatta bir uzvuna mal olabilir. Üç ayaklı kedi, bir görünüp bir kaybolarak sessizce gezinir. Dünyada giderek hızlanan yıkım, zorunlu göçler ve önü alınamayan krizler tüm ufukları ve gelecek olasılıklarını paramparça ediyor. Tıpkı kedi gibi biz de kendi etrafımızda dönüyor, kıvrılıyor, kaybolup yeniden ortaya çıkıyoruz. Yönümüzü bulmaya çalışırken, dinlenmeyi öğreniyor, bir yandan da korunmaya ve onarılmaya muhtaç parçalarımıza sahip çıkıyoruz.

Bütünsel Bir Sanat Deneyimi
Herkes için bütünsel bir sanat deneyimi sunmayı amaçlayan 18. İstanbul Bienali’nde kapsayıcılığı ve erişimi arttırmaya yönelik adımlar da düşünülmüş. Bunlar arasında görme farklılığı olan bireyler için sesli betimleme ve sağır bireyler için işaret dili çevirisi yer alıyor. Ayrıca mültecilere özel “Mülteci Turları” da bienal kapsamında yapılacak. Bu program oluşturulurken sosyal entegrasyon ilkeleri göz önünde bulundurulmuş ve zorla yerinden edilenler için hassas olacak sergi içerikleri gözetilerek bir tur programı hazırlanmış.
Çocuklar için ise onları sanata teşvik etmek ve kendi sanat eserlerini yaratabilecekleri bir ortam sunan Koç Holding’in desteğiyle ve PACE Çocuk Sanat Merkezi iş birliğiyle yürütülen Bienal Öğrenme Programı yer alıyor. Bu program da ücretsiz olarak yürütülüyor.
Etkileşim Dolu Bir Bienal
Geçmişle köprü kuran simgesel duraklarıyla Beyoğlu-Karaköy hattında şekillenen bienal rotasındaki her mekân, İstanbul’un geçmişinden bugününe uzanan hikâyeleriyle bienalin çok katmanlı anlatısına katkıda bulunuyor. Aynı zamanda seçilen ve bienale özel şekillendirilen mekanlar herhangi bir ulaşım aracı kullanmadan yürüyerek gezilebilir bir rota sunuyor. Bu da bienaldeki eserlerle birlikte sokakların, seslerin, yaşamın içine karışıp öznelerin-nesnelerin birbirine girdiği etkileşim dolu bir sanat deneyimi sunuyor.
Bienal, şehri ve sokakları sergi dokusunun bir parçası olarak yaşamayı, eserlerle zamanın doğal akışında karşılaşma ve ilişki kurmayı mümkün kılacak.

Bu mekanlar arasında; İstanbul’un çokkültürlü geçmişinin tanıklarından biri olan Galata Rum Okulu, dönemin ticaret ve zanaat hayatında önemli bir durak olan ve bienal için özel olarak yenilenen Zihni Han, bu yıl yeniden bir sanat alanı olarak işlev kazanan Meclis-i Mebusan Caddesi’nde 35 numarada yer alan binanın zemin katı, Karaköy’ün tarihi dokusu içinde yer alan, 20. yüzyıl başlarına ait önemli bir diğer mimari yapı olan Muradiye Han, bugünkü adıyla Galeri 77, bir zamanlar şekerleme ve dondurma külahı üretimi yapılan Külah Fabrikası, bir yerleştirmeye ev sahipliği yapacak Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi yer alıyor. Bienalin Beyoğlu’ndaki son durağı ise İstiklal Caddesi üzerinde Osmanlı ve Avrupa mimari unsurlarını harmanlayan eklektik cephesiyle simge bir yapı olarak öne çıkan Elhamra Han.18. İstanbul Bienali tüm mekânlarda ücretsiz olarak, pazartesi günleri hariç her gün, 10.00-18.00 arasında görülebilir. Açılış haftasına özel olarak sergiler 22 Eylül Pazartesi günü de ziyaret edilebilecek.
Kapak Fotoğrafı: Eski Fransız Yetimhanesi Bahçesi – ©Sahir Uğur Eren