68 Kuşağında Sanatçı Olmak
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 1967-1972 yılları arasında Fransa’ya gönderilen Neş’e Erdok, Paris’te Ecole Nationale Supérieure des Beaux-Arts’ta Prof. Chaplain Midy ve Prof. Pierre Matthey de l’Etang ile resim çalışmaları yaptı.
Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de öğrencilerin gittikçe radikalleştiği 1960‘lı yıllarda, “68 kuşağı” adıyla anılan aralarında Neş’e Erdok’un da yer aldığı sanatçılar arasında soyutlamaya karşı bir tepki olarak da görülebilen yeni bir figüratif eğilim belirir. Orhan Peker’in deyimiyle Paris okulu ile modern Türk sanatıyla eşzamanlılık içine giren Neşet Günal’ın öğrencisi olan Neş’e Erdok, “kendi zamanlılığı”nı ve özgün ikonografisini yakalar. Yine Orhan Peker’in bakışıyla 1968’de Paris’te yaşıyor olması -belki de – Türkiye’deki olaylarla arasına bir mesafe oluşturur.

Vincennes’da öğretim üyesi olan Foucault onu çok etkilemiştir. Onun suçun, cezanın, hapishanenin tarihçesini anlattığı kitaplarını okumaya başlayan Erdok, resminde bu fikirlerin etkisinin olduğunu da söyler.
Başkalarının görmek istemedikleri şeyleri görüyorum.
Neş’e Erdok
1970’li yıllardan itibaren figüre ilişkin gerçekçi bir yaklaşım benimser, kendi keskin gözlemleriyle yaptığı şehirli günlük insan hallerini ve varoluşsal sorunları dramatik bir şekilde tuvaline taşır. Bu gözlemlerini tuvaline etkileyici gözlerle, izleyiciyle iletişim kuracak ve duygunun izleyiciye geçeceği şekilde aktarır.
Sanat Pratiği ve Yaklaşımı
Gerçekten bildiğim ve inandığım konuların resmini yaptım.
Neş’e Erdok

Öznel bakış ve gözlemleriyle yaptığı eserlerinin ucu açıktır; dramatik, abartılı ve sanatçının kendi iç dünyasından kurgulanan resimlerdir. Özgün ifade diliyle yarattığı insan figürleri onların ruh hallerini ve iç dünyalarını aktarır. Neş’e Erdok, kendi hayatının, gördüklerinin bir güncesini toplumsal gerçekçi bir ifade biçimiyle yansıtır. Mekanlara da figürlere verdiği kadar önem verir, onun için mekân toplumsal olanla bireyleri ilişkilendirmek ve toplumsal bir kimliği yansıtmak içindir.
Bende biçim daima ön plana çıkar. Renk ise biçime bağlı olan, ikinci derecede önemli bir öğedir. Rengi, daha çok biçimin etkisini arttırmak, belki psikolojik bir etkiyi vurgulamak için kullanıyorum.
Neş’e Erdok

Kediler: Neş’e Erdok’un İmzası

Neş’e Erdok resimlerini düşününce ilk akla gelen figür kedi dersek yanlış olmaz. İnsanın içini açan ve her zaman yerini bulan kediler için şöyle der:
Resimlerimdeki kedi benim, bir çeşit imzam o, kedi olarak kendimi o resme sokuyorum. Biliyorsunuz eski ressamlar, özellikle de grup resimlerinde kendilerini de sokar araya. Ben de kedi olarak kendimi sokuyorum resme.
Neş’e Erdok Röportajından
Son dönem eserlerini en son 2025 yılında sergileyen ve resimlerinde günlük yaşamdan portreleri ve dünyada yaşanan güncel toplumsal konuları ele alan Erdok, resim yapmanın kendisi için bir varoluş nedeni olduğunu ve sağlığı el verinceye kadar üretmek istediğini söylüyor. Resimleri kadar güçlü bir yaşam enerjisi hep yanında olsun.

Mutlu olan bir insan niye resim yapsın ki, hayatı yaşar.
Ayşegül Sönmez Röportajından
Kapak Fotoğrafı:Black Sun of Melancholia – Neş’e Erdok I Yapıkredi Bomontiada