Fotoğraf, sanat ve kültürel üretimi buluşturan 212 Photography Istanbul 2025, şehrin dört bir yanında 30’a yakın mekanda sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. 27 Eylül – 12 Ekim 2025 tarihleri arasında gerçekleşecek ve önemli sanatçıları ağırlayacak 212 Photography Istanbul’un Festival Direktörü Banu Tunçağ ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Kendisine festival ve kapsamı hakkında merak ettiklerimizi sorduk.
212 Photography Istanbul 2025 edisyonunun ana teması veya küratöryel yönelimi nedir ve bu tema, seçilen sergiler ve sanatçılarda nasıl yansıtılıyor? Bize, ziyaretçilerin nelerle karşılaşacaklarından bahsedebilir misiniz?
Banu Tunçağ:

212 Photography Istanbul, şehri fotoğraf ve sanat aracılığıyla yeniden deneyimlemeye davet eden bir festival. Festivalin programı tek bir tema etrafında odaklanmıyor; bu nedenle ziyaretçiler, mekanlara özel seçilmiş sanatçı sergileriyle birden fazla temayı aynı anda keşfetme fırsatı bulacak. Temalar ve anlatımlar, daha evrensel başlıklardan oluşuyor, bu da programın geniş bir kitle tarafından ilgiyle takip edilmesini ve seyir zevkinin artmasını sağlıyor.
Bu yıl da ziyaretçiler, şehrin farklı rotalarında onları sürükleyecek kuvvetli bir programla karşılaşacak. Sergilerin yanı sıra atölyeler, söyleşiler, film gösterimleri, portfolyo incelemeleri, konserler ve performans sanatları gibi çok çeşitli etkinlikler de festivalin deneyimini zenginleştirecek.
Ünlü belgesel fotoğrafçısı Steve McCurry’nin yer aldığı “The Haunted Eye” sergisi, festivalin en önemli parçalarından biri. Böylesine ikonik bir fotoğrafçıyı ve dünya prömiyeri yapacak sergiyi İstanbul’a getirme süreci nasıldı?
Banu Tunçağ:

2020 yılında festival kapsamında Howard Greenberg Koleksiyonu’nu İstanbul’a getirdiğimiz ekibin bu sene Steve McCurry’ye özel bir sergi çalışması yaptığını duyduk ve hemen süreci başlattık. Steve McCurry dünyaca ünlü bir isim ve fotoğraf dünyasının en çarpıcı işlerine imza atmış fotoğrafçılardan biri. Dolayısıyla daha önce de çalışma imkanımız olan bu ekiple bir ilke imza atacak olmamız bizi heyecanlandırdı. Ve süreç çok hızlı bir şekilde başladı.
Dijital çağda, herkesin elinde bir kamera varken, bir fotoğrafçının veya bir fotoğraf sergisinin anlatı oluşturma ve izleyiciyle anlamlı bir bağ kurma misyonu nasıl değişti? Sizce bir fotoğrafın “hikaye anlatma gücü” bugün ne anlama geliyor?
Banu Tunçağ:
Eskiden bir fotoğrafçının hikâyesi, neredeyse tek yönlü bir akıştı: fotoğrafçı anlatır, izleyici dinlerdi. Bugün bu ilişki değişti. Herkesin elinde bir kamera olduğu için artık hikâyeler çoğaldı; ama bu, anlamın kaybolduğu değil, daha çok katman kazandığı bir dönem demek. Ben fotoğrafın gücünü, tek bir karede binlerce farklı hikâyeye alan açabilmesinde görüyorum. İzleyici artık fotoğrafa sadece bakmıyor, kendinden bir şey arıyor. Biz de festivalde bu etkileşimi güçlendirmeye çalışıyoruz: fotoğrafçı ve izleyici arasındaki görünmez bağı görünür kılmak, fotoğrafı yalnızca ‘görmekten’ ‘deneyimlemeye’ taşımayı amaçlıyoruz.
212 Photography Istanbul, küresel isimleri yerel yeteneklerle bir araya getirerek hem bir uluslararası festival hem de İstanbul’a ait bir festival olmayı başarıyor. Bu dengeyi kurarken, festivalin İstanbul’un ve Türkiye’nin kültürel kimliğini yansıtan bir ayna olmasına nasıl katkıda bulunuyorsunuz? İstanbul’un sanat ve fotoğrafçılık dünyasındaki rolünü nasıl görüyorsunuz?
Banu Tunçağ:
İstanbul, fotoğraf için sonsuz bir ilham kaynağı: geçmişle bugünün, gelenekle modernin ve pek çok medeniyetin var olduğu heyecan verici bir şehir.
212 Photography Istanbul, İstanbul’un kültürel kimliğini yansıtan bir yerde olmayı hedefliyor. Uluslararası isimleri ve yerel yetenekleri bir araya getirirken, farklı coğrafyalardan bakış açılarını İstanbul’un kendine özgü dokusuyla bir araya getiriyoruz. Böylece festival, hem uluslararası hem de şehrin ruhunu taşıyan bir etkinlik haline geliyor. İstanbul, fotoğrafçılık dünyasında kendi hikâyesini anlatabilen, farklı sesleri bir araya getiren bir merkez olma potansiyeline sahip. Biz de bu potansiyeli hayata geçirmek için festivalin programını, sergilerini ve program içeriğini bu perspektifle şekillendiriyoruz.
Festival; söyleşiler, film gösterimleri, atölyeler ve performanslar gibi güçlü bir multidisipliner program içeriyor. Biraz bunlardan bahsedebilir misiniz? Ayrıca bu farklı sanat biçimlerinin, fotoğrafçılığın ana odağıyla nasıl etkileşimde bulunduğunu ve onu nasıl tamamladığını düşünüyorsunuz?
Banu Tunçağ:
212 Photography Istanbul, fotoğrafı merkezine alırken onu farklı disiplinlerle zenginleştirmeyi çok önemsiyor. Bu nedenle festival, yalnızca sergilerden ibaret değil; söyleşiler, film gösterimleri, konserler, atölyeler ve performanslar gibi güçlü bir multidisipliner programla izleyicisine daha geniş bir deneyim sunuyor. Sergilerde olduğu gibi farklı temalar ve başlıklarda toplanan söyleşilerimiz, genç isimler ve alanında uzman isimlerle atölye çalışmaları, farklı mekanlarda konserler, dans / performans ve film gösterimleri ziyaretçileri zevkle takip edecekleri bir programla buluşturuyor.

Bizim için fotoğraf, bu farklı sanat biçimlerinin buluştuğu bir başlangıç noktası. Sinema, performans ya da yeni medya işleri, fotoğrafın anlatısını derinleştiriyor ve izleyiciye aynı temaya farklı pencerelerden bakma fırsatı veriyor. Böylece festival, yalnızca görsel bir deneyim olmaktan çıkıp; disiplinler arası bir keşif alanına dönüşüyor. Bir noktada da yalnızca fotoğrafı değil, onu besleyen ve dönüştüren yaratıcı diyalogları da görünür kılıyor.
“Şehrin Festivali” olarak tanımlanan 212 Photography Istanbul 2025, hem Avrupa hem de Anadolu yakasındaki birden fazla mekâna yayılarak bir nevi tüm şehri sarıyor. Bu yıl, MSGSÜ Tophane-i Amire ve Yapı Kredi bomontiada’daki büyük sergilerle, ziyaretçiler için bütüncül ve anlatısal bir deneyim yaratmak üzere rotayı nasıl kurguladınız? Programın geleneksel galeri alanlarının ötesine geçerek şehirle ve insanlarla bütünleşmesini nasıl sağlıyorsunuz?
Banu Tunçağ:
Festival programımız sergiler, iş birlikleri ve ek programlar ile 30’a yakın mekanda gerçekleşecek. Sekizinci senemizde de yeni keşif noktaları, İstanbul’un dokusunu hissedebileceğimiz bir rota üzerine yoğunlaştık. İstanbul’da olmak, klasik anlamda sergi mekanı olarak kodlanmayan yerlerde sergilerin yapılması sanatçılar açısından da heyecanla karşılanıyor. Bizimle ortaklık yapan ve programda yer almak isteyen kurumlarla her zaman iletişim içindeyiz, onların da dahil olduğu ziyaretçilerin de 16 gün boyunca rahatlıkla deneyimleyebileceği bir program sunuyoruz. Ziyaretçileri sadece sergileri değil, aynı zamanda mekanların bulunduğu bölgeyi, mekanı ve ortamı da keşfe davet ediyoruz.
Bu sene sergi mekanlarımız arasında; MSGSÜ Tophane-i Amire ve Yapı Kredi bomontiada yanı sıra Taksim Sanat, Müze Gazhane, Latin Katolik Mezarlığı, Ceneviz Sanat, Yeldeğirmeni Sanat, Akaretler, Institut Français, Küçük Mustafa Paşa Hamamı, St.Benoit Kilisesi, İstiklal Sanat Galerisi ve 212 Studio Karaköy bulunuyor.
Aynı zamanda festival içerisinde paralel sergiler programında; Anna Laudel, Art ON, Art Han, OG Gallery, EVİN / Sanat Galerisi, Galeri 77, Hood Base, Yüzonbir, Benta, Oktowallz, The Wall Art Gallery, Noks Art Space yer alacak.
Söyleşi, atölye ve buluşmalar için kullanacağımız mekanları da saydığımızda oldukça kapsamlı bir festival deneyimi sunmaya hazırlandığımızı söyleyebilirim.
212 Photography Istanbul’un 5.000 € ödüllü ve finalistler için sergili bir Uluslararası Yarışması bulunuyor. Bize yarışmadan biraz bahsedebilir misiniz? Yarışmayı yeni yetenekleri keşfetme ve teşvik etme aracı olarak nasıl görüyorsunuz ve jüri kazanan bir seride ne arıyor?
Banu Tunçağ:
212 Photography Istanbul’un uluslararası fotoğraf yarışması, festivalin en heyecan verici bölümlerinden biri. Festivalin ilk yılından beri gerçekleştirdiği Uluslararası 212 Fotoğraf Yarışması her yol olduğu gibi bu sene de açık çağrısını yaptı ve dünyanın pek çok yerinden başvurular geliyor. Yarışma yalnızca yeni yetenekleri görünür kılmakla kalmıyor; aynı zamanda genç fotoğrafçıların uluslararası bir sahnede kendilerini ifade etmeleri için bir platform sunuyor. Jüriyi her sene uluslararası alanda isim yapmış kişilerden seçiyoruz. Her sene değişen isimler olduğu için sonuçlar da farklı beklentilerle belirleniyor. Genel olarak gördüğümüz jüri, her yıl farklı bakış açılarını ve anlatım biçimlerini ön plana çıkaran serileri ödüllendiriyor. Hikâye anlatıcılığı, özgünlük, teknik beceri ve görsel dilin gücü, seçim sürecinde belirleyici unsurlar arasında.
Festival, ilk edisyonundan bu yana önemli ölçüde büyüdü. Bu yolculukta en büyük zorluğu ve en büyük başarıyı ne olarak görüyorsunuz? Ayrıca fotoğrafçılığın teknolojik ve sanatsal olarak evrilmesiyle birlikte, festivalin misyonunu ve yapısını nasıl korumayı ve dönüştürmeyi planlıyorsunuz? Uzun vadeli vizyonunuz nedir?
Banu Tunçağ:
212 Photography Istanbul, ilk edisyonundan bu yana kendine net bir hedef koydu: uluslararası festivaller arasında yer almak ve İstanbul’u fotoğrafın önemli buluşma noktalarından biri haline getirmek. Bugün geldiğimiz noktada, bu hedefe büyük ölçüde ulaştığımızı söyleyebilirim. Her yıl daha kapsamlı bir programla, daha geniş bir ziyaretçi kitlesine hitap ediyoruz.
Elbette bu büyüme süreci, kendi içinde zorluklar barındırıyor; en önemlisi, değişen fotoğraf ve sanat dinamiklerine uyum sağlarken festivalin özgün kimliğini korumak. Fotoğrafın popülerliği hiçbir zaman azalmadı; son yıllarda dijital üretim pratikleriyle birlikte daha da yükselişte. Biz de bu gücü, festivali daha geniş kitlelerle buluşturmak ve farklı işbirlikleri aracılığıyla uluslararası arenaya taşımak için bir fırsat olarak görüyoruz.
Özellikle son iki yıldır, yalnızca fotoğraf alanında değil; dijital sanat, yeni medya ve çağdaş sanat üretimleriyle de festivalin sınırlarını genişletiyoruz. Uzun vadede hayalimiz; sadece bir şehirde veya ülkede değil, dünyanın farklı noktalarında içerikleriyle fark yaratan, genç sanatçılara alan açmaya devam eden, çok sesli bir sanat platformuna dönüşmek.
Festival, klasik fotoğrafçılık anlayışını modern ve deneysel yaklaşımlarla bir araya getiren bir program sunuyor. Bu çeşitlilik, sanatçıların ve izleyicilerin farklı fotoğrafçılık pratikleri arasında nasıl bir diyalog kurmasını teşvik ediyor? Özellikle genç nesil fotoğrafçıların klasik tekniklerle modern araçları nasıl birleştirdiğini gözlemliyorsunuz?
Banu Tunçağ:

Festivalin programını oluştururken en çok istediğimiz şeylerden biri, fotoğrafın tüm dil ve biçimleriyle bir arada var olabileceği bir alan yaratmak. Klasik teknikler, dijital deneyler, yeni medya… Hepsi aynı sahnede buluştuğunda ortaya çıkan diyalog çok canlı ve besleyici oluyor.
Genç fotoğrafçılar bu konuda öncü bir rol üstleniyor. Analog kameralarla çekip dijital araçları da kullanarak farklı sonuçlar elde ediyorlar, ya da yapay zekâ gibi yeni araçları klasik kompozisyon anlayışıyla birleştiriyorlar. Bu melez pratikler, fotoğrafın bugününü daha dinamik, yarınını ise daha sınırsız kılıyor.
Dijitalleşme ve yapay zekanın görsel sanatlar üzerindeki etkisi giderek artıyor. Bu gelişmeler ışığında 212 Photography Istanbul, geleneksel fotoğraf sanatını koruma ve bu yeni teknolojilere alan açma konusunda nasıl bir denge kurmayı hedefliyor?
Banu Tunçağ:
Dijitalleşme ve yapay zekâ, görsel sanatlarda oyunun kurallarını değiştiriyor.
Bizim için önemli olan, bu değişime kapıyı kapatmadan yer açmak. 212 Photography Istanbul’da, klasik fotoğraf teknikleriyle üretilen eserlerle yeni teknolojilerle ortaya çıkan işler yan yana duruyor; bazen çarpışıyor, bu durum da çoğu zaman birbirini besliyor.
Bu yaklaşım, hem genç sanatçılar için yeni deneyim alanları açıyor hem de izleyicinin fotoğrafa dair bakışını zenginleştiriyor. Biz bu dengeyi korumaya devam ederek festivalin yaşayan, dönüşen ve ilham veren bir platform olmasını hedefliyoruz.
Kapak Fotoğrafı: Full Moon Service – Erik Johansson