Cehenneme Övgü ve Totalitarizmin Gölgesinde Yaşamak

Günlük hayatta kullanılan cümle kalıplarından kelimelere, gündelik alışkanlıklardan zaaflara, toplumsal endişelerden yasaklara, dinlenilen müziklerden izlenilen filmlere, popüler şarkılardan kıyıda köşede kalmış naif şiirlere, kıyafetlerden yeme içme kültürüne, aşkı yaşama biçiminden nefrete, gündüz uyanık kalıp gece uyumaya kadar tüm seçimler aslında insanlara kolektif olarak dayatılan totalitarizmin gözle görünür örnekleridir. Türk yazar ve psikolog Gündüz Vassaf bu örnekler üzerinden totalitarizmin yalnızca bir siyasi baskı değil, aynı zamanda gündelik hayata dahi derin tesirleri bulunan bir güç olduğunu söyler.
Scream - Edvard Munch

İnsanlar hiçbir zaman bugünkü kadar çok seçim yapmamış, başkalarını hiçbir zaman bu yüzyıldaki kadar seçtikleri şeylere göre değerlendirmemişlerdir.

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, 1992
Cehenneme Övgü - Gündüz Vassaf

Gündüz Vassaf, 1992 yılında İngilizce olarak kaleme aldığı eserde sanatın, sosyal ilişkilerin, cinsiyet rollerinin, gündelik dilin, kitlelerin ve bireyin baskıcı rejim tarafından nasıl belirlenmiş bir kalıba uydurulduğunu ele alır. Kitap her ne kadar yaşamın her alanındaki totalitarizmin etkilerini 20 bölümde derlemiş olsa da bu yazıda bunlar arasından gündelik dil, gece-gündüz ve deliliğe değineceğiz.

Gündelik Dilde Totalitarizm

Her dilde selamlaşma, hâl hatır sorma, vedalaşma sözcükleri kalıplaşmış, ezberlenmiştir. Öyle ki yeni bir dil öğrenilmeye başlandığında bile ilk öğrenilen cümle kalıpları, baskıcı rejimlerin topluma dikte ettiği basma kalıp bu sözcük öbekleridir. Dil üzerindeki totalitarizm yalnızca gündelik sohbetle sınırlı kalmamış, siyaset alanına da sıçramıştır.

Gündelik hayattaki bu sözcüklerin gücü, tarih boyunca iktidarlar tarafından propagandalar yoluyla toplumu yönlendirmek ve dönüştürmek için kullanılmıştır. Bu nedenledir ki totaliter rejimlerde -gündelik hayatta kullanılan dil nedeniyle- sosyal medya platformlarının ve bazı ‘aykırı’ sözler nedeniyle kitapların yasaklandığı, şarkıların ve şiirlerin siyasi propaganda amacıyla oldukça sık kullanıldığının birçok örneği vardır. Örneğin, Nazi Almanyası’nda şarkılar, marşlar, içerdiği sözlerle döneminin ideolojisini destekleme amacı gütmekteydi. Bir diğer yandan İran’ın karışık siyasi ortamında Samed Behrengi’nin yazdığı özgürlük, bireysellik konularını işleyen, düzeni sorgulayan ve toplumsal baskıların bireyler üzerindeki sınırlayıcı etkisini konu edinen Küçük Kara Balık kitabı, toplumsal düzeni bozacağı gerekçesiyle İran’da yasaklanmıştı. Böylece gündelik dil kadar edebi dilin de totaliter rejim tarafından baskılanmıştır.

Dünyayı sözcüklerle tutsak ettik. Bu süreçte biz de kendi sözcüklerimizin tutsağı olduk.

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, 1992

Söylenen sözcükler kadar söylenmeyenler, söylenemeyen, susulanlar da totaliter rejimin sözcükleri nasıl çaldığının, sığlaştırdığının bir başka örneğidir. Coşkun duyguları aktarmak bile belli söz öbeklerine mahkûm olmuştur.

Yeryüzünde yaşayabileceğimiz bir sürü yer olduğu halde o kadar sıkışıp kaldık ki, ne zaman yürüyüp ne zaman duracağımızı gösteren ışıklara muhtacız.

Gece Gündüz Üzerindeki Totalitarizm

Yaşamın anlamı gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, 1992
Fotoğraf: Selin Alemdar
Selin Alemdar’ın Objektifinden Gündüz Vassaf

Totaliter rejimler, modern yaşamı gündüz çalışmak, üretmek ve tüketmek; geceyi ise uyumak üzerine kurgulamışlardır. Gündüz her yere ulaşım mümkündür, mekanlar açıktır ve insanlar, kurumlar ulaşılabilirdir. Aksine gece ise ulaşım yoktur, işletmelerin neredeyse tamamı kapalıdır ve insanlar da buna bağlı olarak uykudadır. Baskıcı rejim, kitlelere geceyi öyle empoze etmiştir ki, insanlar gece dışarıda olmaktan ve gece dışarıda olandan korkmaktadır. Tüm bunların temelinde yani geceden çekinilmesinde ise, baskıcı rejimin uykuda olması vardır. Gece kontrol eden yoktur, güç yoktur, kurallar esnektir, bürokrasi, okul ya da iş yoktur. Bu nedenle de rejim, kitleleri ve bireyleri gündüz olabildiğince hayata dahil edip geceleri kendileri hayattan çekildiği gibi bireyleri de çekmek niyetindedir. 

Modernleşen dünya ile kurumsallaşan hayatlar, gündüz en fazla verimi almaya odaklanırken gece uyanık kalmayı ayıplamıştır ve bir şekilde gecenin karanlığını ‘ipsiz sapsız’ olmakla karikatürize etmiştir.

Gece karanlığında denetim yapılması zordur. Bu nedenle gün boyunca baskıcı güç tarafından dayatılan yazılı olmayan kurallara, normlara ve bireylerin güvenliğini sağlama adı altında kontrollere ve gizliliğin ihlal edilmesine tutsak edilen bireyler, geceleri tüm bunların kapanmasıyla kavuşulan özgürlük sayesinde ilhamını bulur; şiirler yazar, âşık olur, ağlar, resimler çizer. Totaliter rejimin, gün boyunca bireyin içine hapsettiği tüm bu duyguların ve üretkenliğin gece ile özgür kalmasıyla bastırılmış duygular açığa çıkar ve sanat oluşur. Her geçen gün gelişen teknoloji ile hızlanan hayat, geceleri yavaşlar. Geceleri gündüzün aksine aceleye gerek yoktur, bir yere yetişmek gerekmez, gece saatin kaç olduğu sorulmaz. 

Her zaman sarhoş olmalı. Her şey bunda: Tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman’ın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız. Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.

Charles Baudelaıre

Modern Totalitarizmden Bir Kaçış Olarak Delilik!

©Midjourney
©Midjourney

Delilik, totaliter rejimler tarafından artık, toplumun normlarına uymama durumu, kalıplaşmış ifadelere, davranışlara aykırı gelme hali olarak standartlaştırılmıştır. Diğer bir yandan bu baskıcı rejimlerin muaf tuttuğu tek ayrıcalıklı grup da ‘deliler’dir. Ancak 20.yüzyılla birlikte psikoloji ve tıp bilimlerinin gelişmesi, bu durumu da tekrar totaliter rejimin etkisi altına almak adına belli kurumlar aracılığıyla deliliğin sahip olduğu sonsuz özgürlüğü ellerinden almaktadır. Deliliğin sınırları ve tanımı bu baskıcı normlar tarafından belirlenmekte, tekrar bu normlara döndürme çabası verilmektedir. 

Kolektif deliliğin zirveye tırmandığı noktada, bireysel delilik şiddetle reddedilir. 

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, 1992

Tarihte sık sık örneklerine rastlanan kolektif delilik durumları ise bir totaliter rejimle değil ancak ve ancak bir başka kolektif delilik ile yıkılabilmiştir. Bu noktada kolektif deliliğin aslında baskıcı rejimlerin dahi gücünü elinden alabilecek potansiyeli olduğu açıktır. Örneğin, 18.yüzyıl Fransa’sında halk ile rejim arasındaki büyüyen ekonomik ve sosyal uçurum bir kolektif delilik hali yaratmaktaydı. Bu durum ise ancak bir başka kolektif hareket olan Fransız İhtilali ile yıkılabilmiştir.

Deliliği, çılgınlığı öylesine basit eylemlere indirgedik ki, artık rahatça, güven içinde deli olabiliriz. Bütün gece uyumadık ve geceyi dinledik, ne çılgınlık, değil mi?… Deli olmaya cesaret edemediğimiz, ama yine de özgürlüğün özlemini çektiğimiz için, deliliği bu son derece basit davranış biçimlerine indirgedik; ama bu eylemlerin böyle adlandırılması, deliliğin sonsuz ifade biçimlerine haksızlık demektir.

Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, 1992
İlginizi Çekebilir!
Mitolojik Varlıklar, Modern Bireyler: Sandman Karakterleri