I. Kısım: Değişim Neden Ani ve Beklenmediktir?

Toplumsal değişim yaratmaya çalışan biri için, mevcut düzen çoğu zaman durağan ve umutsuz görünür. Hayvan hakları, iklim adaleti veya diğer eşitsizlik alanlarında yürütülen mücadeleler, sıkça yerleşik kanılara ve yaygın bir kayıtsızlığa çarpar. Bu da bazen boşa kürek çekiyormuş hissini uyandırır ve hem kendimize hem de dahil olduğumuz harekete dair şüpheye yol açabilir.
Değişim ve Cass Sunstein I Görsel: ©Midjourney

Toplumsal değişim süreçlerine dair yapılan çalışmalar, durağanlıkların her zaman ilgisizlik ya da umutsuzluk anlamına gelmediğini gösteriyor. Hatta, tarihteki büyük dönüşümlerin önemli bir kısmı, ilk bakışta sessiz ve sıradan görünen dönemlerde başlamıştır: 1789’da Fransa’da monarşinin sadece birkaç ay içinde yıkılması, 1989’da Berlin Duvarı’nın çökmesinden kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği’nin dağılması ya da uzun süredir var olan #MeToo ifadesinin 2017’de bir anda küresel bir harekete dönüşmesi gibi örnekler, siyasi ve toplumsal yapıların aslında ne kadar kırılgan olabileceğini gösterir. Benzer şekilde, bir zamanlar kamusal alanda tamamen sıradan sayılan sigara içmenin, bir nesil içinde hoş karşılanmayan bir davranışa dönüşmesi yalnızca siyasi yapıların değil, gündelik yaşam pratiklerinin de ne kadar hızlı değişebileceğine dair çarpıcı bir örnektir.

Berlin Duvarı
Berlin Duvarı, 1989

Peki bu ani ve beklenmedik görünen dönüşümlerin arkasında yatan dinamikler nelerdir? Bizim bu soruya yanıt ararken başvuracağımız temel kaynak, davranış bilimi ve hukuk alanlarında çalışan akademisyen Cass Sunstein ve onun How Change Happens (Değişim Nasıl Olur) adlı kitabıdır. Bu konuya olan ilgimiz ise, Sunstein’ın konuk olduğu 80,000 Hours Podcast’in “Cass Sunstein on how change happens, and why it’s so often abrupt & unpredictable” başlıklı 59. bölümünü dinlememizle birlikte derinleşti. 

Sunstein, bu eserinde, büyük toplumsal dönüşümlerin yalnızca kamuoyunu değil, olayların merkezindeki liderleri ve dönemin en yetkin uzmanlarını dahi nasıl hazırlıksız yakaladığını ortaya koyar. Lenin’in kendi devriminin hızına şaşırması veya Arap Baharı’nın başlangıcını uzmanların bile öngörememesi, değişimin doğasındaki bu öngörülemezliği teyit eder. Sunstein’ın temel argümanı ise şu şekildedir: Toplumlardaki yaygın sükûnet, genellikle bir rıza veya istikrar işareti değil, büyük dönüşümlerin mayalandığı “aldatıcı” bir birikim anıdır. Türkçeye “Aldatıcı sükûnet/sessizlik” olarak çevirebileceğimiz bu kavram, Sunstein’ın analizinin merkezinde yer alır ve temelini tercih sahteciliği (preference falsification) olgusuna dayandırır. Bu yazıda, Sunstein’ın rehberliğinde bu aldatıcı sükûnetin ardındaki görünmez dinamikleri ayrı başlıklar altında detaylıca değerlendireceğiz. Öncelikle, toplumsal değişimi tetikleyen temel mekanizmaları -tercih sahteciliği, eylem eşikleri ve sosyal etkileşimler- anlamaya çalışacak, ardından bu teorik bilgiyi, özellikle hayvan savunuculuğu alanında, mevcut durumu analiz etmek ve stratejik yaklaşımlar geliştirmek için nasıl kullanabileceğimizi tartışacağız.

Cass Sunstein
Cass Sunstein –  ©Claire Yuan’ın objektifinden

Görünmez Dinamikler: Değişimi Tetikleyen Üç Gizli Güç

Toplumsal değişimlerin aniden ortaya çıkması bir sihir değil, yüzeyin altında işleyen, birbiriyle sıkı sıkıya bağlı ve genellikle gözlemlenmesi zor olan üç temel mekanizmanın sonucudur. Cass Sunstein, bu mekanizmaları tercih sahteciliği, farklı eylem eşikleri ve karşılıklı bağlılıklar olarak tanımlar. Bu üç gücü anladığımızda, en istikrarlı görünen yapıların bile bir gecede nasıl dönüşebileceği daha anlaşılır hale gelir.

a. Tercih Sahteciliği: Sessizlik, Bazen Sadece Bir Sessizlik Değildir!

Değişimin öngörülemezliğinin ilk ve belki de en temel nedeni, insanların gerçek düşüncelerini, arzularını ve değerlerini kamusal alanda sıklıkla gizlemesidir. Sunstein, bu durumu “tercih sahteciliği” (preference falsification) olarak adlandırır. Bireyler, mevcut bir durumdan rahatsız olsalar bile tepki görme, dışlanma, alay edilme veya daha ciddi sonuçlarla karşılaşma korkusuyla sessiz kalabilir veya daha kötüsü, aslında katılmadıkları bir görüşü destekliyormuş gibi davranabilirler. Eserin başlarında atıf verilen Jon Elster’in ifadesiyle, normları ihlal etme ihtimaliyle yüzleşen bir kişinin hissettiği utanç, kaygı, suçluluk ve mahcubiyet gibi duygular, bu sessizliğin temelini oluşturur. Sunstein, sosyal normların bu noktada hukuktan bile daha baskıcı olabileceğini belirtir. Bu durum, dışarıdan bakıldığında homojen ve rızaya dayalı bir toplum imajı yaratır, oysa bu imajın altında bambaşka fikirler ve hoşnutsuzluklar birikmektedir.

Podcastte bu olguyu en çarpıcı şekilde anlatanlardan biri, 1950’lerde Carl adında eski bir Nazi subayının söyledikleridir. Kendisine muhalefetin varlığı sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Muhalefet mi? Kimin neye muhalif olup olmadığını kim nereden bilebilir ki? Bir insanın ne dediği; nerede, ne zaman, kime ve nasıl söylediğine bağlıdır. Hatta o zaman bile, söylediği şeyi neden söylediğini tahmin etmeniz gerekir.”. Bu sözler, ifade edilen görüşlerin ne kadar durumsal olduğunu ve gerçek hissiyatı ne kadar az yansıtabileceğini gösterir. Bu yaygın sessizlik ise, Sunstein’ın “çoğulcu cehalet” (pluralistic ignorance) dediği bir yanılgıya yol açar: Toplumdaki bireyler, diğerlerinin ne düşündüğünü doğru tahmin edemez ve herkes birbirini statükoyu destekliyor sanırken aslında pek çoğu rahatsızdır. 

Suudi Arabistan’da yapılan bir araştırma bu durumu kanıtlar niteliktedir. Araştırmaya göre, genç erkeklerin büyük çoğunluğu eşlerinin çalışmasına özel hayatlarında olumlu bakarken, diğer erkeklerin buna karşı olduğunu düşündükleri için bu fikirlerini dile getiremiyordu. Araştırmacılar onlara, “Aslında çoğunluk sizin gibi düşünüyor” dediğinde, sadece dört ay içinde kadınların iş başvurularında ciddi bir artış gözlemlenmiştir. Gizli kalan bir tercih görünür hale geldiğinde, davranışlar da hızla değişebilir.

©Midjourney

Bu noktada, Sunstein’ın “norm girişimcileri” (norm entrepreneurs) olarak adlandırdığı aktörler devreye girer. Bu kişiler, mevcut normlara karşı çıkarak, onların aslında ne kadar haksız olduğunu göstermeye çalışır ve en önemlisi, pek çok insanın aslında gizlice kendileri gibi düşündüğünü iddia ederek çoğulcu cehalet perdesini aşmaya çalışırlar. Böylece, bastırılmış ve sahte beyanlarla gizlenmiş tercihlerin ortaya çıkması için bir alan açarlar.

b. Eylem Eşikleri: Herkesin Farklı Bir Ateşleyiciye İhtiyacı Var!

İnsanların fikirlerini gizlemesi denklemin sadece bir parçasıdır. Diğer kritik parça ise bir kişinin fikrini açıkça söylemesi veya bir harekete katılması için ne kadar sosyal desteğe ihtiyaç duyduğudur. Sunstein buna “eylem eşiği” der. Her bireyin eşiği farklıdır. Bazı insanlar, kimsenin desteğine ihtiyaç duymadan, adaletsizlik olarak gördükleri bir duruma tek başlarına müdahale edebilirler. Sunstein, bu kişileri “sıfırlar” (zeros) olarak tanımlar. Sıfırlar, bir hareketin başlaması için sıfır desteğe ihtiyaç duyan, bazen cesur, bazen umursamaz, bazen de bir davaya derinden bağlı bireylerdir.

Sunstein, yıllar önce sokakta bir babanın çocuğunu dövdüğüne tanık olduğu bir anısını anlatır. Arkadaşı hiç tereddüt etmeden adama koşup müdahale ederken, kendisinin ancak arkadaşının bu ilk adımından sonra onu takip ederek destek verdiğini söyler. Arkadaşı bir “sıfır” iken, kendisi daha yüksek bir eşiğe, belki bir “bir”e sahiptir.

Bu model, toplumdaki farklı bireyleri sayısal bir diziyle ifade eder. “Birler”, harekete geçmek için en az bir kişinin daha kendilerinden önce adım attığını görmek ister. “İkiler” iki kişiyi, “üçler” üç kişiyi bekler ve bu dizi binlere kadar uzanır. En uçta ise “sonsuzlar” (infinites) bulunur ve onlar ne kadar destek görürlerse görsünler, asla mevcut duruma karşı ses çıkarmazlar.

Toplumsal değişimin öngörülemezliğinin kilit noktası tam da buradadır. Tercih sahteciliği nedeniyle insanların gerçek düşüncelerini göremediğimiz gibi, onların eylem eşiklerini de dışarıdan gözlemlememiz neredeyse imkânsızdır. Hatta insanlar kendi eşiklerinin ne olduğunu bile bilmeyebilirler. İran Devrimi’ne katılan pek çok kişinin, sonradan bu kadar ileri gittiklerine kendilerinin bile şaşırdığını belirten Sunstein, kendini “yetmiş” sanan birinin olayların akışıyla bir “dört” gibi davranabildiğini vurgular.

c. Karşılıklı Bağlılık: Domino Taşları Nasıl Devrilir?

Değişim ve Cass Sunstein

Bahsettiğimiz ilk iki mekanizmayı birbirine bağlayan ve değişimin fitilini ateşleyen son halka ise “karşılıklı bağlılık” (interdependencies) yani sosyal etkileşimdir. Ne düşündüğümüz, neyi savunduğumuz ve ne zaman harekete geçtiğimiz, çevremizdeki insanların ne söylediğine ve ne yaptığına derinden bağlıdır. Bir “sıfır”ın attığı ilk adım, eğer kimse tarafından görülmez veya duyulmazsa, hiçbir etki yaratmadan sönümlenir, fakat aynı “sıfır”, doğru anda, doğru yerde ve doğru insanların gözü önünde sesini yükseltirse, arkasından “bir”leri, “iki”leri ve diğerlerini sürükleyerek bir zincirleme reaksiyon başlatabilir. Sunstein, bu süreci “sosyal çığ” ya da “kaskad” (cascade) olarak adlandırır. Bu çığların iki temel türü vardır:

  • Bilgisel Kaskadlar (Informational Cascades): Bu durumda insanlar, başkalarının eylem ve ifadelerine, onların kendilerinden daha fazla bilgi sahibi olduğunu düşündükleri için katılırlar. Eğer A kişisi bir konuda endişeli ise B kişisi de onun endişesinden etkilenerek endişelenmeye başlayabilir. A ve B endişeliyse C’nin de onlara katılması muhtemeldir. Bu şekilde, bir grubun tamamı, başlangıçta çok az kişinin sahip olduğu bir bilgi veya inanç etrafında birleşebilir.
  • İtibarsal Kaskadlar (Reputational Cascades): Burada ise insanlar, bir fikre inandıkları için değil, o fikre karşı çıkmaları durumunda sosyal itibarlarını kaybetmekten veya dışlanmaktan korktukları için katılırlar. Popüler bir görüşe karşı çıkmak yerine sessiz kalmayı veya o görüşü destekliyormuş gibi yapmayı tercih ederler.

Değişimi tahmin etmeyi imkânsıza yakın kılan şey ise, bu etkileşimlerin zamanlamasının, yerinin ve niteliğinin tamamen rastlantısal olabilmesidir. Bazen bir arkadaşın sessizce paylaştığı bir düşünce, bazen sosyal medyada viral olan bir video, bazen de kamusal bir figürün cesur bir duruşu, binlerce insanın eylem eşiğini aynı anda düşürmeye yetebilir. Sunstein burada “ulaşılabilirlik girişimcileri” (availability entrepreneurs) kavramını öne sürer. Bu kişiler, belirli bir olayı veya hikâyeyi kamusal alanda görünür ve “ulaşılabilir” kılarak bir kaskadı tetikleyebilirler. Örneğin, 2017’de ise Alyssa Milano ve diğer aktrislerin öncülük ettiği #MeToo paylaşımları dünya çapında bir çığ başlatmıştır. Bu girişimciler, tek bir olayı gündeme taşıyarak milyonlarca insanın bastırdığı veya “kısık seste” duyduğu o içsel rahatsızlığı aktive eder.

Sonuç olarak, hangi kıvılcımın, hangi anda, hangi barut fıçısını ateşleyeceğini önceden bilmek mümkün değildir. Bu nedenle, gizli tercihler, bilinmeyen eşikler ve öngörülemeyen sosyal etkileşimler bir araya geldiğinde, en köklü toplumsal yapılar bile şaşırtıcı bir hızla dönüşüme uğrayabilir.

Yazar: Elif Özdemir & Erhan Korkmaz

İlginizi Çekebilir!
Tuşa Bas, Geri Sar: Kaset Kültürü ve Müzik Alışkanlıklarının Evrimi