Sahnede eriyen bir tütsünün dumanı, gitarın tellerinden dökülen hipnotik bir ritim ve zaman algısını tamamen yitiren yüzlerce ruh… Estas Tonne müziğiyle bizi sadece bir konsere değil; sınırların, kimliklerin ve zihinsel gürültülerin ötesindeki o en görkemli seyahate, yani insanın kendi içine doğru yaptığı ‘İçsel Yolculuk’a davet ediyor.
Müzik tarihinin büyük bölümü anlatma arzusuyla şekillenmiştir. Kimi zaman bir hikayeyi aktarmış kimi zaman da bir duyguyu görünür kılmıştır. Ancak bazı müzikal deneyimler vardır ki anlamlarını açıklamak yerine hissettirmeyi tercih eder. Estas Tonne’nin performansları tam da bu noktada ortaya çıkar. Kelimelerin anlam üretmedeki ayrıcalığını sorgulayan Estas Tonne, müziği yalnızca bir ifade biçimi olarak değil, başka türlü ulaşılamayacak deneyimlerin taşıyıcısı olarak görür:
Bazen kelimeler müziğe dönüşür, bazen de müzik kelimelere.
Estas Tonne
Bir Adam, Bir Sahne, Bir Gitar

1975 yılında Ukrayna’nın Zaporijya kentinde dünyaya gelen Estas Tonne’nin müzikle ilişkisi çocukluk yıllarında başladı. Küçük yaşlarda klasik gitar eğitimi alan sanatçı, ailesiyle birlikte İsrail’e taşındıktan sonra uzun yıllar boyunca müzikten uzak kaldı. Yaklaşık on bir yıl süren bu sessizlik dönemi, onun hikayesindeki en dikkat çekici kırılmalardan biridir. Yıllar sonra New York’ta yeniden gitarla buluşması ise yalnızca müziğe dönüş değil, ileride “ses yolculuğu” olarak tanımlayacağı sanat anlayışının da başlangıcı olacaktır.
Yirmi yılı aşkın süredir dünyanın farklı coğrafyalarında konserler veren sanatçı, kendisini yalnızca bir gitarist olarak değil, “modern bir ozan” olarak tanımlar. Estas Tonne’nin performansları, müzik dünyasının alışık olduğu görkemli sahne tasarımlarından ve gösterişli prodüksiyonlarından oldukça uzaktadır. Onu dinleyenlerin anlattıkları, sıradan bir konser deneyiminden fazlasına işaret eder. Kimi zaman gözyaşlarından, kimi zaman içsel bir yolculuktan, kimi zaman da tarif etmekte zorlandıkları bir huzur hissinden söz ederler. İlginç olan ise bu anlatıların çoğunun müzikal tekniklerden değil, yaşanan deneyimden bahsetmesidir.
Günümüzde müzik büyük ölçüde hızla tüketilen bir içerik hâline gelmişken, Estas Tonne‘nin on dakikaları aşan enstrümantal performanslarının milyonlarca insan tarafından ilgi görmesi dikkat çekici bir durumdur. Üstelik sanatçı bunu sözlere, görsel şovlara ya da popüler müzik kalıplarına başvurmadan gerçekleştirir. Dinleyiciyi etkileyen şey yalnızca duyulan sesler midir, yoksa bu performansların ardındaki ruha dokunan yaşam deneyimleri mi?
Tekrarın ve Yolculuğun Müziği
Estas Tonne’nin resmi metinlerinde ve söyleşilerinde sıkça karşılaşılan kavramlardan biri “sound journey”, yani “ses yolculuğu”dur. Onun müziği yalnızca dinlenilen bir sanat formu olarak değil, bireyin kendi iç dünyasıyla kurduğu ilişkinin bir parçası olarak ortaya çıkar.
Her şeyden önce bu benim deneyimim.
Estas Tonne

Bir konuşmasında kullandığı bu ifadesiyle müziğin amacının yalnızca insanlığın hikayesini anlatmak değil, insan olmanın deneyimini aktarmak olduğunu dikte eder. Cümlelerinde devamlı halde “deneyim” kelimesini kullanması da gözden kaçmaz. Onun için deneyimi aktarmak kadar deneyimleyebilmek de önemli. Belki de bu yüzden milyonlarca insan onu sahnede dinlerken farklı bir evrene kapı açtığına inanır. Her bir kapının ardında dinleyicilerin hikayeleri ve deneyimleri yer alır.
Müzik bir yolculuktur. Müzikte asla varılmaz; yol hiçbir zaman sona ermez.
Phıl Woods
Müziğin ilerleyiş biçimi de alışılmış yapılardan farklıdır. Özellikle Internal Flight gibi eserlerde belirli melodik motifler tekrar tekrar karşımıza çıkar. Ancak bu tekrarlar geleneksel anlamda bir nakarat işlevi görmez; aksine dinleyicinin zaman algısını değiştiren bir yapıya dönüştürür.
Yine de müziğin bir yolculuğa dönüşmesi yalnızca tekrar eden melodilerle sınırlı değildir. Bazen bu yolculuk, aynı sahneyi paylaşan iki müzisyen arasında kurulan görünmez bir bağda da kendini gösterir. İranlı müzisyen Ali Ghamsari ile birlikte sahne aldığı Internal Flight Journey – Quintessence Live, bu fikrin en çarpıcı örneğidir. Birinin başlattığı melodik bir cümle, diğerinin enstrümanında yeni bir karşılık bulur. Kimi zaman bir soru gibi yükselen ezgi, birkaç saniye sonra başka bir tınıyla cevaplanır. Notalar aracılığıyla sürdürülen bu diyalog, Estas Tonne’nin müziğe bakışını da yansıtır. Bir konuşmasında söylediği gibi:
Ben de herkes gibi hayatı deneyimliyorum. Ancak bu deneyim benim içimde teller aracılığıyla, gitarın gövdesi aracılığıyla ya da başka bir enstrüman aracılığıyla dile geliyor.
Türlerin Ötesinde

Dünyayı dolaştıkça müziğinin katmanlarını ortaya çıkaran Estas Tonne’nin parmak ucuyla Flamenko, Roman, Latin ve Hint ezgileri sözsüz bir dile dönüşüyor. Bu noktada müziği, dünyanın farklı coğrafyalarında kök salan kadim gelenekleri fısıldıyor.
Klasik gitar eğitiminin yanı sıra Roman müziğinin hareketliliği, doğaçlama geleneğinin özgürlüğü ve tasavvuf musikisinde rastlanan içe dönüş hâli, performanslarında zaman zaman hissedilir.
Özellikle Güney Asya’da gelişen qawwali geleneği düşünüldüğünde dikkat çekici bir benzerlik ortaya çıkar. Qawwali’de müzik yalnızca dinlemek için değil, hissedebilmek için vardır. Tekrar eden ezgiler ve ritimler dinleyiciyi gündelik hayatın dışına taşıyan ortak bir atmosfer yaratır. Estas Tonne’nin performanslarında da benzer bir yoğunluk hissedilir. Elbette doğrudan bu kadim yapılarla özdeşleştirmek doğru olmaz. Ancak onun performanslarının altında da bu niyet gizlidir. Amaç, dinleyiciyi yolculuğun kalbinde tutabilmektir. Belki de bu yüzden Tonne, sahnelerini bir konser değil, bir “ses yolculuğu” olarak tasvir eder.
Bu sıra dışı yolculuğun asıl mucizesi, en coşkulu anlarda ve ritimlerde bile sahneye sızan o derin sessizliktir.
Bu sessizliğin en güçlü örneklerinden biri, 2011 yılında Almanya’nın Landshut kentinde düzenlenen bir sokak sanatları festivalinde kaydedilen The Song of the Golden Dragon performansında görülebilir. Milyonlarca kez izlenen bu kayıt, büyük sahnelerden ve görsel şovlardan yoksundur. Buna rağmen yıllardır dünyanın dört bir yanından insanları kendine çekmeye devam eder. Çünkü performansın merkezinde kusursuz bir gösteri değil, doğaçlamanın yarattığı canlılık vardır. Parçanın altında biriken binlerce yorum da bu etkinin nedenini anlamak açısından dikkat çekicidir. Dinleyicilerin büyük çoğunluğu gitar tekniğinden değil, müziğin kendilerinde bıraktığı duygusal izlerden söz eder. Internal Flight performansının altında yer alan şu yorum ise Estas Tonne’nin müziğinin dinleyicide nasıl bir karşılık bulduğunu özetler niteliktedir:
Bazılarımız eski ruhlar taşır. Bu hayattaki uçuşumuz, zaten içimizde var olanı bulma arayışından başka bir şey değildir.
Estas Tonne’nin dünyanın en uzak köşesindeki bir ruha bile dokunabilmesinin sırrı burada yatar: İnsanları büyüleyen şey gitarın kusursuz sesi değil; o sesle beraber sızan samimiyet, kırılganlık ve o çok özlediğimiz vahşi doğallıktır.
Yazar: Bade Dilara Gülal