Bir Kimliğin İnşası: “Eylül” ve Toplumsal Gerçekliğin Sahnedeki Yansıması

“Eylül”, bireysel bir kimlik arayışını ön plana çıkarırken toplumsal normların, cinsiyetlerin hayattaki yerini bir kez daha düşündürüyor. Duygusal olarak sarsıcı olan ve izleyicileri sorgulamaya iten bu oyun, yalnızca bir hikâye anlatmıyor; güçlü anlatısıyla toplumsal bir yüzleşmeye de davet ediyor.
Eylül Tiyatro Oyunu - SFRPZTF

İnsan kimdir? verilen bir isim mi, doğduğun beden mi? Var olmak ne anlama gelir? “Eylül”, bu sorular etrafında düşünen ve izleyiciyi yalnızca bir hikâyeye değil, aynı zamanda bir yüzleşmeye davet eden güçlü bir anlatı sunuyor. Oyun, bir bireyin kimlik arayışını anlatırken, aslında toplumsal cinsiyet, normlar ve varoluşsal kaygıların nasıl etkileşim içinde olduğunu gösteriyor. 

Eylül’düm… Ekim’di… Kasım kapıdaydı.

Eylül karakteri, yalnızca bireysel bir hikâyenin taşıyıcısı değil; aynı zamanda toplumsal baskıların, ideolojik kalıpların ve sistematik dışlanmanın bir sembolü konumunda. Oyun, aile baskısı, askerlik gibi bireysel ve toplumsal problemler, ekonomik zorluklar arasında sıkışıp kalmış bir bireyin kendi varoluşunu keşfetme çabasını aşamalı olarak kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Eylül, bir “karakter” olarak ortaya çıkıyor ve toplumun dışladığı kimliklerin rehberi haline geliyor.

Bir Dönüşüm Hikâyesi Değil, Bir Açığa Çıkış

SFRPZTF yapımı Eylül’ün merkezindeki ayrılıklar, yüzeyde fiziksel bir değişim gibi görünse de aslında derin bir varoluşsal kırılmayı simgeliyor. Bu karar, bir kaçış değil; bastırılan bir varlığın ortaya çıkma çabası mahiyetinde.

Eylül Tiyatro Oyunu- SRPZTF

Eylül’ün hikâyesi, toplumsal hayatın işleyişi sırasındaki gerçeklerin gün yüzüne çıkmasını sahneye aktarırken romantik bir anlatımdan ziyade acımasız gerçeklerden beslenen bir anlatım sunuyor. İş görüşmelerinde başarılı olamayan bir bireyin sistem dışında kalmasını, ekonomik ve sosyal zorlukların boyutlarını net bir şekilde izleyiciye gösteriyor. Eylül’ün seks işçiliğine yönelmesi de sahnede izlediğimiz süreci ve bu sürecin sonuçlarını çarpıcı bir şekilde yansıtıyor.Bu noktada oyun, izleyiciyi kritik bir soruyla ve toplumsal bir sorgulamayla karşı karşıya bırakıyor.

Bu bir seçim mi, yoksa sürüklenen bir yolculuk mu?

Sahne Üzerinde Gerçekliğin İnşası

Oyununun sahne dili, anlatım şiddetinin dakikalar ilerledikçe artışı önemli unsurlardan. Minimal dekor kullanımı ve oyunculuk performansları, hikâyenin doğrudan ve yoğun bir biçimde izleyiciye ulaşmasını sağlıyor. Özellikle Eylül karakterinin içsel çatışmaları, yalnızca sözle değil; beden dili ve sessizlikle de oldukça etkileyici bir şekilde aktarılıyor. Bu bağlamda, sahne yalnızca bir oyun alanı değil; aynı zamanda bir yüzleşme mekanına dönüşüyor. Bu durum da oyunda, seyircinin pasif bir izleyici konumundan çıkmasını ve anlatının etik ve duygusal paylaşımını paylaşırken içinde yaşadığı toplumu ve normları sorgulamasına da neden oluyor.

Eylül Tiyatro Oyunu - SFRPZTF

Eylül’ü en güçlü kılan şeylerden birisi de bireysel bir hikâyeyi toplumsal bir eleştiriye dönüştürmesi. Oyun, yalnızca bir trans bireyin yaşadığı şeyleri değil; aynı zamanda kimine göre “normal” kimine göre “kesinlikle kabul edilmeyen” toplumsal bir durumu ve cinsiyetler kapsamında tanımlanan sınırları da gözler önüne seriyor.

Gündelik hayatta dile getirilen özgürlükler ve özgürlük biçimleri gerçekten ne kadar uygulanıyor? Ailemizde, mahallemizde, yakınımızda bir trans kişi olduğunda ona ne kadar önyargısız yaklaşabiliriz, gerçekten kayıtsız şartsız yanımızda olmasını kabul edebilir miyiz? Bu sorular, oyunun en sarsıcı yönünü gözler önüne seriyor.

Sonuç Yerine

Uğur Kanbay
Oyunu Yazarı, Yönetmeni ve Eylül Karakterine Hayat Veren Uğur Kanbay

Unutulmamalıdır ki, önyargı genellikle bireysel bir görüş gibi algılansa da sosyolojik açıdan bakıldığında, “erkeklerin” ve “kadınların” nasıl olması gerektiğine dair toplumsal beklentilerden oluşan ve yine toplumsal baskı ile desteklenen bir durum. 

Toplumun biçtiği geleneksel cinsiyet rolleri de sadece davranışlarla ilgili değil; “sınırlarla” ilgili. Kimin hangi kategoriye ait olmasına izin verildiği, devlet politikaları, ataerkil yapı ve toplumsal normlarla belirleniyor. Birçok toplum, yaşamın büyük bir kısmını ikili bir sistem (erkek/kadın) etrafında düzenliyor ve her birine beklentiler, sorumluluklar yüklüyor. Birisi cinsiyet değiştirdiğinde veya bu beklentilerin dışında yaşadığında, bu bir “sınır ihlali” olarak değerlendiriliyor. İşte Eylül’de bu noktada, yapısında katmanlı bir eleştiri barındıran toplumsal gerçekçi bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Bu nedenle “Eylül”, konforlu bir seyir sunmuyor; rahatsız edici kimi zaman yadırgatıcı bir yüzleşme alanı sunuyor. Oyun bittiğinde akılda kalan sorulardan birisi de şu oluyor. 

Bir insanı önyargılardan ve normlardan uzak bir şekilde “olduğu gibi kabul etmek” çok mu zor? 

İlginizi Çekebilir!
Levent Dokuzer ile Sónar İstanbul 2025 Üzerine: Bir Festivalin ve Kültürün Anatomisi