Yüzünü gördüğümden beri
gözlerinin içine girmeye çabalıyorum.
Nereye bakıyorlar kocaman?
Ne görüyorlar?
Perdenin Arkası, İoanna Kuçuradi, 1962
Saf Haliyle İnsan
İnsanlar üzerinde pek çok şey söylenir, ama insandan söz edilmez hiç.
Nıetzsche ve İnsan, İoanna Kuçuradi, 2002

İnsan, -doğası gereği bir toplum içinde başka insanlarla yaşamanın bir sonucu olarak- daima belirli sıfatlar, ön yargılar, yargılar, etiketler, alt kültürler, sorumluluklar ve haklar ile iç içe var olmaktadır. Üstelik insan, varlığını topluma ve kendisine kanıtlamak için dil, din, devlet, meslek gibi gruplarda yer alarak, kabul görmeye çalışır. Bu nedenledir ki saf bir şekilde ‘insan’ kavramına ulaşmak, epey zordur; insanın bu yargıların kıskacından çıkarılıp tanımlanması gerekir. Bu noktada çağımızın en önemli düşünürlerinden olan İoanna Kuçuradi, insanı tüm bu kimliklerden sıyrılmış öz haliyle sorgulamaktadır. İnsan, üzerine yapıştırmak zorunda kaldığı bu etiketler nedeniyle varlığını biyolojik temelli olmadan açıklayamaz hale gelmiştir. Özellikle modernleşmenin hem nedeni hem de bir sonucu olan yaşamın ivme kazanması, insanın tanımlanmasında sosyal statü, ekonomi, sosyo-kültürel yapı, meslek gibi etiketleri de insana tabii tutmuştur. Öyle ki bu etiketler artık kimlik yerine gelmiş ve insan kavramı tanımlanırken bile bu etiketler olmadan zorlanılmaya başlanmıştır. Tam da bu noktada İoanna Kuçuradi, tüm bu farklı sıfatlara rağmen tüm insanları tek bir potada eritecek insan haklarına dikkat çekmektedir. İnsan haklarını, Türk filozof İoanna Kuçuradi, bu saf insan haline uygun olacak şekilde sorgular. Kuçuradi’ye göre insan, saf haliyle, tanımı gereği, insanlığının farkında olandır
Fikirler saygı konusu değildir, insanlar saygı konusudur. Fikirler değerlendirme konusudur.
İoanna Kuçuradi
İnsan Hakları Üzerine

İnsan hakları her şeyden önce düşünür Kuçuradi’ye göre fikirdir, ilkelerdir. İnsan haklarının korunması ise bir toplumun gelişmişlik düzeyini göstermektedir. İoanna Kuçuradi’ye göre insan haklarından haberdar olan her birey, insan olmanın doğası gereği, bu hakları yok saymayı göze almak istemez, isteyemez. İnsan saf bir şekilde ele alındığında onu diğer canlılardan ayıran ise tam olarak budur: türünün tamamını kapsayan ortak haklara sahip olma arzusu. Bu noktada tıpkı 16. yüzyıl İngiliz filozofu Thomas Hobbes’un, devletin insana güvenliğini sağlama vaadiyle özgürlüğünden feragat ettirme anlaşmasını kapsayan Leviathan eserinde olduğu gibi insan, insan haklarının var olması ve korunması için devlete güvence ihtiyacı duymaktadır. Burada insana düşen görev ise Kuçuradi’ye göre tolerans ve hoşgörüdür. Böylece insanlar Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau’nun, insanların daima birbirleriyle savaş içinde olduğu doğa durumundan (l’état nature) günümüz modern yaşamına dek, savaş durumunda olsa dahi hakları korunacak ve en önemlisi de insanlar da haklarının korunacağını bileceklerdir. Çünkü bu güvence, Hobbes’un Leviathan eserinde belirttiği üzere insanların özgürlüklerinden taviz vermeleriyle garantilenmiştir. Dolayısıyla bugün öldürmek, dün öldürmekten daha saçma olacaktır.
Ben cesaretin ne olduğunu Aristoteles’ten öğrendim. Cesaret hiçbir şeyden korkmamak değil, nelerden korkup, nelerden korkulmayacağını bilmektir.
Söyleşiler, İoanna Kuçuradi
Etik Üzerine

İoanna Kuçuradi’ye göre etik kişiden kişiye, dönemden döneme, milletten millete değişen bir kabul değil, tıpkı Kant’ın evrensel ahlak yasasında olduğu gibi herkes için, her koşulda geçerli bir değer yargısıdır. Ancak insan, etik bir bakış açısıyla ‘ahlaklı’ davranmaya zorlanamaz. Bu belki de etiğin paradoksu olacaktır. Her insan, insan olmasının farkında olarak ve bunun doğal bir sonucu olarak etiğin de farkında olacaktır. Bir diğer yandan etiğin var olması, tek taraflı değildir; etik çift taraflıdır. Etiğin var olması, ‘ahlaklı’ bir eylemin yapılması kadar o eylemin ‘ahlaklı’ algılanmasına da bağlıdır.
Her ne kadar İoanna Kuçuradi’nin de Almanca’dan çevirisini yaptığı Alman nihilist filozof Friedrich Nietzsche’ye göre etik denen kavram, kişiden kişiye, dönemden döneme, milletten millete, hatta kişinin kendi ruh haline göre bile değişiklik gösterebilen sabit olmayan, göreli bir yargıdır. Ancak bu noktada Nietzshe’nin aksine İoanna Kuçuradi, göreli olanın yalnızca iyi ve kötü olduğunu; etik yargıların ise sabit olduğunu savunmaktadır. Bu nedenle etik olanı yalnızca iyi olan olarak tanımlamak eksik kalacaktır. Kant’ın belirttiği ve Kuçuradi’nin de altını çizdiği üzere iyilik, iyi olan, iyi niyet kişiyi yine de kendi çıkarları doğrultusunda kötülüğe götürebilmektedir. Örneğin, Robin Hood karakterinde görüldüğü gibi, her ne kadar hırsızlığının amacı yoksullara, açlara yardım etmek gibi iyi bir niyet olmuş olsa da ortada açıkça bir hırsızlık vardır ki bunun da etik olmadığı açıktır. Bu noktada İoanna Kuçuradi, etiği oluşturacak olan iyi niyetin ancak doğru bilgi ile birleşirse ahlaklı olanı ortaya çıkaracağını öne sürmektedir.