Andrey Zvyagintsev’in Leviathan filmi, izleyicide birçok duygu ve düşüncenin kapısını aralamaktadır. Filmin anlatısına bakıldığı vakit yozlaşmış bir bürokrasi ve kendi mülkü için mücadele eden bir babanın hikayesi gözlemlenmektedir. Lakin Zvyagintsev’in eserini bu özete sınırlandırmak haksızlık olacaktır. Çünkü film lineer bir film anlatısı yapsa da multi-protagonist narrative (çok kahramanlı anlatı) yapıya sahiptir. Bir aile trajedisinin yanında yozlaşmış bürokrasi, kadın emeğinin sömürülmesi, kötülüğün sıradanlaşması gibi konuları da anlatmaktadır. Tüm bunlardan mütevellit, yazı Lukács, Arendt ve Adorno gibi düşünürleri baz alarak üç ana karakter üzerinden yapılandırılmıştır.
Kolya’nın Hikayesi

Kolya, Zvyagintsev‘in anlatısındaki en kritik üç karakterden biridir. Film boyunca, arazisini almak isteyen Belediye Başkanı Vadim’le Kolya’nın girdikleri savaşta, aralarında artan psikolojik ve fiziksel şiddete odaklanmaktayız. Görünürde hikâyenin bununla sınırlı olduğu sanılabilir lakin asıl anlatı karakterlerin gündelik eylemlerinde, karakter temsillerinde yatmaktadır. Filmdeki kritik sahnelerden biri Kolya’nın yakın dostu ve avukatı Dmitry ile alkol içtiği sahnedir. Kolya bu sahnede izleyicilere, eski fotoğraflara bakarken tavırları ve söylemleriyle bu topraklarla kurduğu duygusal bağı ve manevi değeri göstermektedir. Belki de tek ait olduğu, dışlanmış hissetmediği evini de kaybetme ihtimali aykırı bir tip olan Kolya’yı, daha da karanlık bir yalnızlığa itmekteydi. Dahası, bu kayıp Kolya’nın savaşmayı bildiği fiziksel zorlama yoluyla değil, en azından kısmen, doğrudan sistemin kendisinin kuşatmasıyla gerçekleşiyordu.
Lukács, “Nesneleştirme ve Proletarya Bilinci” adlı denemesinde, meta biçiminin genelleşmesinin, ikinci bir doğa gibi görünen kaçınılmaz ve nesnel sosyal yasalar yarattığını açıklamaktadır.
Kavoulakos, 2017, s. 69
Kolya, film boyunca yaşadığı bu süreçte “nesneleştirilir”. Bu teoride, mevcut sistemde insanın yaşayan bir organizmadan ziyade ruhsuz bir araç olması anlatılır. İnsan ilişkileri, emekleri ve karakteri yok sayılır. Film boyunca çok agresif olan Kolya (özellikle karısı ve çocuğuna karşı), mahkemede Dmitry’yi dinler ve gerçekten sessizdir. Öyle ya da böyle, karakter kendisi olmaktan çıkar, pasif hale gelir. Ve bu pasifleşme süreci mevcut dünya düzeninde yaşayan her birey için de gerçekleşir.
Filmdeki belirgin temalardan biri de sistematik yozlaşmadır. Zvyagintsev bu yozlaşma temsilini Belediye Başkanı Vadim üzerinden yürütür. Vadim’in odasındaki sahnelerde onu Vladimir Putin’in portresinin altında otururken görürüz. Gramsci’nin Hegemony Teorisi’nden baktığımızda, iktidar ya da bu yozlaşmış düzen yasallaştırılır, daha doğrusu sistematik hale getirilir. Çünkü, Gramsci için hegemony yalnızca zorlama ile değil kültürel ve burada olduğu gibi organizasyonel yöntemlerle de sürdürülür. Film boyunca bu yozlaşmış, rüşvetçi sistemin birçok figürünü ve kurumunu görüyoruz: polis, belediye, kilise. Tüm bunlar, yozlaşma halinin birçok aktörü ve kanadı olan sistematik bir organizma olduğu izlenimini vermektedir.

Filmdeki ikinci ana motif olan balina, sosyal, ahlaki ve fiziksel düzeylerde yozlaşmayı ve çürümeyi simgeliyor. Balina leşi, Eyüp Kitabı’nda (Book of Job) bahsedilen gerçek canavarı ve Thomas Hobbes’un 1651 tarihli aynı adlı siyasi incelemesindeki mecazi leviathan’ı bir araya getiriyor.
Hrıstova, 2020, s. 9
Thomas Hobbes, realist yaklaşımın temel figürlerinden biridir. Onun için devlet güçlü ve korkutucu olmalıdır. Çünkü insan doğası savaş hâlidir. Devlet kudretli olmalıdır. Zvyagintsev’in ise burada Leviathan’dan geriye sadece kemikleri kalmıştır. Hobbes’a göre yozlaşma, devletin yani Leviathan’ın güçsüzlüğünde, karaya vurmuş bir balina gibi ardından sadece kemikleri kaldığında gerçekleşir.
Dmitri’nin Hikayesi

Dmitri, filmdeki diğer önemli karakterlerden biridir. Moskova’dan gelir, Kolya’nın avukatı ve dostudur. Yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot edasıyla, bu adaletsiz sistemi yıkabileceğine inanır. Dmitri, filmdeki herkesten farklı bir karakterdir; hatta o küçük kasabadaki herkesten üstün olduğuna inanır. Ancak önemli bir noktayı kaçırır. Adorno ve Frankfurt Okulu’nun savunduğu gibi, o sadece sistem tarafından araçsallaştırılmış bir piyondur.
Kültür endüstrisinde müşteri kral değildir; onun öznesi değil, nesnesidir.
Jarvıs, 1998, s.73
Ancak Dmitri bunun farkında değildir. Bu yozlaşmış düzende bir şeyleri değiştirebileceğine gerçekten inanır. Dmitri başlangıçta idealist bir avukat profili çizer; ancak gelişen olaylar bu kimliği sarsar. Özellikle davayı kaybettikten sonra belediye başkanına gidip, arkadaşı aracılığıyla Moskova’dan edindiği belgelerle belediye başkanını şantaj yapmayı tercih eder. Böylece Dmitri, mücadele ettiği sistemin yöntemlerini kullanan biri haline gelir. Adorno’nun “Yozlaşmış Direniş” olarak adlandırdığı kavramın bir parçası olur. Çünkü Adorno’nun “Yozlaşmış Direniş” kavramı, aslında kapitalist çıkarlara hizmet eden ama muhalefet kisvesi altında eylem sürdüren direnişleri işaret eder. Dmitri de günün sonunda, muhalefet ettiği sistemin çıkarlarına hizmet eder.
Lidya’nın Hikayesi

Filmdeki diğer önemli husus ise bu topluluğun eğlence davranışlarının da bozulmuş olmasıdır. Genel olarak sadece alkol tüketirler ve bunu yaparken eğlenmek yerine daha da dengesiz ve depresif hale gelirler.
Geç kapitalizmde eğlence, işin bir uzantısıdır. Zevk, herhangi bir çaba gerektirmemelidir; bu nedenle her zaman aynı kalıplar içinde döner.
Jarvıs, 1998, s. 73
Mevcut toplumlarda ve sosyal medya çağında eğlence tam olarak buna dönüşmüştür. Herkes aynı hayatı, aynı eğlence mekanlarını, müziklerini, ilişki tarzlarını sürdürmektedir. Sosyal medyada insanların özel hayatlarına dair yaptığı paylaşımlar adeta diğerleri için bir direktif görevi görmektedir. Normatif kalıplar bizleri ve gündelik hayatları çerçevelemektedir. Ve bu kalıbı kıran olursa da ötekileştirilmektedir. Filmde de bu kırılım bir sahnede kendini gösterir: Kolya’nın bir arkadaşının doğum günü için barbekü ve atış yapmaya gittikleri anda işler kaosa dönüşür. Kolya, Dmitri ve Lilya’yı birlikte yakalar ve devamında ikisine de saldırır, ama en çok dövdüğü kişi Lidya’dır. Tüm bunların ardından Dmitri, Lilya’ya Moskova’ya gelmesini teklif eder. Lakin, Lidya bu teklifi reddeder. Bu karar, karakterin içinde bulunduğu ruhsal sıkışmışlığı yansıtır. Çünkü devamında psikolojik olarak bu hayatı ve aile yaşamını sürdüremeyeceğini fark eder ve bir gece dışarı çıkar. Devamındaysa Lidya’nın ölüm haberini alırız. Filmde Lidya’nın ölümü üzerine bir muğlaklık vardır; Kolya, Lidya’yı öldürdüğü suçlamasıyla tutuklanır. Kolya’nın bu hikâyenin kurbanı olduğu düşünülebilir. Bu yanlış bir yaklaşım olmayabilir, ancak en büyük kurban açıkça Lidya’dır. Hayatı boyunca istediği gibi yaşayamadı, baskı gördü ve birçok kez psikolojik şiddete maruz kalmıştır. Ancak belki de intiharı, hayatı boyunca özgürce seçtiği tek karardır. Onu bu intihara iten birçok psikolojik ve dışsal etken olduğu aşikârdır. Lakin, en azından kendisi için yaptığı bu son eylemin, (erkek egemen dünya düzeninde sistem çıkarları için kullanılması; Lidya ve kadın sömürüsünün ölümü üzerinden bile devam ettiğini göstermektedir.)
Kötülüğün Sıradanlığı

Film boyunca pek çok baskın tema gözlenmektedir. Ama en belirgin olanı ve neredeyse tüm karakterlerde gözlenen, Hannah Arendt’in de bahsettiği kötülüğün sıradanlığıdır. Bu teoride bireyin sistem içinde anonimleştiği vakit kötülüğün çekinilen bir şey olmadığını savunur. Filmde kötülük, bu toplum için sıradan bir şey haline gelmiştir. Rahip, dini görevlerini yerine getirmenin ötesinde belediye başkanıyla olan yasadışı işini sürdürmekle ilgilenmektedir. Belediye başkanı Vadim, bu sistemin bayraktarıdır. Onun için bir ailenin parçalanması önemli değildir. Bir avukatı silahla tehdit edebilir veya karısını kaybetmiş bir adamı iftira atarak hapse gönderebilir. Kolya ise onlardan farklı değildir; onun için karısına kötü muamele etmek sıradan bir şey haline gelmiştir. Özetle, toplumdaki kötülük durumu insanlar için nefes almak kadar sıradan hale gelmiştir.
Toparlamak gerekirse, Zvyagintsev’in Leviathan’ı, Hannah Arendt’ten Adorno’ya, Gramsci’den Lukács’a kadar birçok düşünüre göre analiz edilebilecek çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Çünkü yönetmen hikâye anlatmaktadır; ancak asıl yaptığı mevcut toplum ve dünya düzenine bir ayna tutmaktır. Zvyagintsev’in Rus olması ya da hikâyenin orada geçmesi nedeniyle filmin birincil amacının sadece Rus bürokrasisi eleştirisi olduğu yanılgısına düşülmemelidir. Filmin ana hikayesi bir toprak anlatısıdır ancak kasabanın ismi verilmemektedir. Çünkü hikaye, Rusya’dan yozlaşan bürokrasiyi; İngiltere’den hem prekarya hem de kadın olmanın baskısını hisseden bir akademisyeni; ya da farklı olduğu için dışlanan Kenya’lı bir genci anlatmaktadır. Küreselleşen dünyada küçülen insanlığı anlatmaktadır.
Kaynakça:
Kavolulakos, K. (2017) “Lukacs’ Theory of Reification and the Tradition of Critical Theory” in M. J. Thompson (ed.) Palgrave Handbook of Critical Theory, NY: Palgrave Macmillan, pp. 67-86).
Jarvis, S. (1998) “The Culture Industry” in Adorno: A Critical Introduction, New York: Routledge, pp. 72-89).
Hristova, Maria (2020) “Corruption as Shared Culpability: Religion, Family, and Society in Andrey
Zvyagintsev’s Leviathan (2014),” Journal of Religion & Film: Vol. 24: Iss. 2, Article 1.