Jason Williamson ve Andrew Fearn ikilisinden oluşan Sleaford Mods, kendine özgü ve minimalist soundlarıyla birçok tarzdan farklı bir yerde konumlanıyor. Bunun en büyük sebeplerinden birisi Williamson ve Fearn’ün çok yönlü müzisyenler olmaları. Müziklerinde punk, hip hop, elektronik müzik ve post punk etkilerini spoken word türüyle birleştiren grup, sert oldukları kadar sade ve mizahi bir tarza da sahip.
2007 yılından bu yana müzik dünyasında yer alan Sleaford Mods, özellikle toplumsal eleştiriler barındıran eserleriyle dikkat çekiyor. Ekonomik krizler, Britanya’daki kısıtlamalar, işçi sınıfının dertleri, Brexit ve sağ kesimin yükselişi her zaman onların gündeminde yer alıyor. Öfke ve eleştirilerini, sahnedeki enerjileriyle kitleye başarılı bir şekilde kanalize edebilen Sleaford Mods, performanslarıyla olduğu kadar yayınladıkları albümlerle de dinleyicilerden ve eleştirmenlerden tam not aldı ve geniş bir kitleye yayıldı.
İkilinin minimalist ve samimi tarzı ise bir diğer öne çıkan özelliği. Müzik sahnelerinde yıllardır var olan ikili, klişeleşmiş kuralları hiçe sayarak, sahnede minimalist bir duruş sergiliyor. Sadece bir laptop, birkaç şişe içecek ve bir mikrofondan ibaret olan o yalın sahneleri, dinleyicinin gözünde adeta ikilinin performansını ve söylemlerini daha da yüceltiyor.
Acımasız Gerçekler ve Etkileyici Tiradlar
Jason Williamson’ın yazdığı sözler ve kendine özgü yoğun aksanlı vokalleri, Fearn’ün beatleriyle birleştiğinde ortaya maksimalizm ve minimalizm arasında paradoks oluşturacak kadar özel bir kararsızlık çıkıyor. İkilinin müziklerinin cezbedici gücü de işte bu noktadan besleniyor.

Jason Williamson’ın söz yazarlığını ve yaratıcı yönünü, bir solistin hezeyanları olarak tanımlamak yeterli olmaz çünkü o aynı zamanda İngiliz edebiyatında sokaktan gelen bir yazar. Williamson’ın yayımladığı Grammar Wanker: Sleaford Mods 2007–2014 (2014) ve Slabs From Paradise (2017) gibi kitaplar, onun müzikal üretiminin edebi köklerini açığa çıkarıyor. Ünlü İskoç yazar Irvine Welsh ve kültür teorisyeni, eleştirmen Mark Fisher okumalarının etkilerini barındıran bu metinler; tıpkı müziklerinde olduğu gibi, işçi sınıfının gerçeklerini, kemer sıkma politikalarının yarattığı sosyal çürümeyi, uyuşturucu bağımlılığını ve gündelik hayatın absürt saçmalıklarını ele alıyor.
Jason Williamson’ın kitapları, Sleaford Mods’u tanımak için önemli bir anekdot. Zira onun kitaplarındaki dil kullanımı, deneysel ve absürd yazış tekniği, sahnede söylediği şarkı sözlerinin doğrudan omurgasını oluşturuyor. Şiir ile punk vokali ve ritmik tiyatro ile stand-up arasındaki sınırların bulanıklaştığı bu hatta, kelimeler birer mermi görevi görüyor. Sözlerdeki küfür, kara mizah ve argo, yüzeysel bir kışkırtma aracı değil; sistemin birey üzerinde yarattığı anksiyete ve yabancılaşmaya karşı verilen doğal, filtresiz bir tepki.

Sleaford Mods’un yarattığı estetik, işitsel bir şölenden ve saf bir radikalizmden besleniyor. Andrew Fearn’ün sert lo-fi bas dizilimleri, ilkel ve tekrara dayalı davul döngüleri, post-punk’ın çiğliği ve hip-hop kültürünün vurucu ritimlerinden beslenen prodüksiyon yaklaşımı, müzikal gösterişi adeta tamamen fırlatıp atıyor. Sleaford Mods’un minimalist olan bu prodüksiyonu, maksimalist söylemlerden besleniyor. Süsten ve karmaşadan arındırılmış müzikal altyapıları, Jason Williamson’ın sözlerindeki patlamalarla toplumsal bir cinnete dönüşecek kusursuz bir alan açıyor.
13. Albüm “The Demise Of Planet X” ve Avrupa Turnesi
İkilinin tam beş single ile duyurduğu 13. stüdyo albümleri “The Demise Of Planet X”, bağımsız albümler listesinde 6. sıraya kadar yükselmeyi başardı. Sleaford Mods, bu albümlerinde de müziklerine yeni tonlar kazandıran farklı müzisyenlerle iş birlikleri yapmayı sürdürdü. Albümde Game of Thrones’tan tanıdığımız oyuncu Gwendoline Christie ve şarkıcı Aldous Harding, Sue Tompkins, Liam Bailey gibi isimlerle bir araya geldiler. Özellikle Sue Tompkins’in eşlik ettiği ve video klibiyle de dikkatleri üzerine çeken “No Touch”, Big Special ve Gwendoline Christie eşliğindeki “The Good Life” ve “Megaton” albümde öne çıkan parçalar. Bu albümde de küfürlerle dolu, sert bir dilin aynı zamanda verdiği mesajlar ve şiirselliği ile ne kadar da kırılgan ve naif olabileceğini bir kez daha gösteren ikili, rotasını bu sefer dijital kirlilik, postmodern çöküş gibi konular ekseninde oluşturuyor. Yeni albümüyle birlikte Avrupa turnesine çıkan Sleaford Mods, 6 Kasım tarihinde Zorlu PSM’de MIX Festival by Modundayız kapsamında dinleyicilerle buluşacak.
İkili, sahnede kendilerini izleyecek olanlara alışılageldik bir konser tecrübesinden ziyade, kolektif bir deşarj ve toplumsal meselelerle yüzleşme imkânı sunacak. Herkes emin olabilir ki; Sleaford Mods konserinde kurgulanmış sahne şovları olmayacak; bunun yerine doğrudan, kolektif yapıdan güç alan ve dinleyiciyi de öfkesine dahil eden bir enerji yer alacak. Çünkü Sleaford Mods, modern dünyadaki sıkışmışlığımıza, ekonomik eşitsizliklere ve sistemin üzerimize yüklediği anksiyeteye ayna tutacak. Minimalist sahnelerine eşlik eden maksimum öfkeyle, izleyiciyi hem güldüren hem düşündüren hem de dans ettiren nadir bir gösteri bekliyor.