Suça Sürüklenen Çocuk: Doğuştan Suçlu Miti ve Modern Ceza Hukuku Yaklaşımı

Çocuk suçluluğu, hukuki açıdan titizlikle irdelenmesi gereken bir konu olmanın ötesinde, toplumun inanç ve adalet algısını derinden sarsan çok katmanlı trajik bir olgudur.
We Need to Talk About Kevin ve Suça Sürüklenen Çocuklar

Çocuk failin yaşı ile işlediği suçun ağırlığı birlikte değerlendirildiğinde, bu yaştaki bir bireyin böylesine ağır bir suça karışmasının akıl almaz olduğu yönünde güçlü bir toplumsal tepki doğmaktadır. Bu bağlamda kamuoyunda, çocuk failin doğuştan gelen acımasız dürtülerle suç işlediği ve yargılama aşamasında artık “çocuk” kimliğinin göz ardı edilmesi gerektiği yönünde görüşlerin yükseldiği görülmektedir.

Dr. Cesare Lombrosso’nun Doğuştan Suçlu Miti

19. yüzyılda pozitivist kriminolojinin öncülerinden Dr. Cesare Lombroso, suçun bazı vakalarda doğuştan gelen eğilimler nedeniyle ortaya çıkan biyolojik bir olgu olduğunu savunan bir teori ortaya atmıştır. “Doğuştan suçlu” adını verdiği bu tipolojide, failleri fiziksel özellikleri üzerinden ayrıştırmış; evrimsel olarak geri kalmış doğuştan suçlu bireyin ilkel atalarına benzer özellikler gösterdiğini ileri sürmüştür. Ancak bu yaklaşım günümüzde bilimsel açıdan son derece tartışmalı olmakla birlikte; hukuki açıdan tehlikeli sonuçlar doğurmaya elverişlidir. Nitekim doğuştan gelen bir yatkınlığın varsayılması ve suçlunun damgalanması, bireyin ıslah edilebilme ve topluma kazandırılma ihtimalinin göz ardı edilmesine yol açar.

We Need to Talk About Kevin ve Suça Sürüklenen Çocuklar

Çağdaş kriminoloji ve gelişim psikolojisi araştırmaları, çocuk suçluluğunun bireyin değişmez doğasına ilişkin bir olgu olmadığını; aksine belirli risk faktörlerinin etkileşimiyle ortaya çıkan sistematik bir örüntü taşıdığını göstermektedir. Özellikle zayıf ebeveyn denetimi, aile içi çatışma ve duygusal ihmalin suça sürüklenen çocuklarda en sık tekrarlanan değişkenler arasında yer aldığı ortaya konmuştur. Bunun yanında erken dönemde kurulamayan güvenli bağlanma örüntülerinin empati gelişimi ve davranış kontrolü üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiği; güvensiz bağlanma ile dışsallaştırılmış davranış problemleri arasında anlamlı ilişkiler bulunduğu saptanmıştır. Akran grubu etkisi, okuldan kopma, sosyoekonomik dezavantajlar ve erken yaşta şiddet içeriklerine yoğun maruz kalma da risk profilini belirgin biçimde ağırlaştıran faktörler arasında sayılmaktadır. Literatür, bazı çocukların mizaç özellikleri, dürtüsellik düzeyi veya psikopatik özelliklerle ilişkili olabilecek nörogelişimsel yatkınlıklar bakımından daha riskli bir başlangıç noktasına sahip olabileceğini de kabul etmektedir. Ancak güncel bilimsel bulgular, bu tür doğuştan gelen eğilimlerin tek başına kaçınılmaz biçimde suç davranışına yol açmadığını açıkça göstermektedir. Nitekim koruyucu ebeveynlik, tutarlı sınır koyma, erken psikososyal destek ve güvenli bağlanma ortamı sağlanan çocuklarda başlangıçtaki riskli mizaç özelliklerinin önemli ölçüde dengelenebildiğine ve hukuken sorun teşkil eden davranışların ortaya çıkmasının önlenebildiğine dair güçlü kanıtlar bulunmaktadır.

We Need to Talk About Kevin Örneği

Suça Sürüklenen Çocuklar Yazısı - Adolesence Dizisi

Yakın zamanda farklı bir boyutunu Adolescence mini dizisinde gördüğümüz çocuk suçlular ve potansiyelleri durumu We Need to Talk About Kevin filminde de incelikle işlenir. Vizyona girdiği yıl Altın Küre ve BAFTA adaylıklarıyla dikkat çeken Lynne Ramsay imzalı “We Need to Talk About Kevin” filminin incelemesinde Kevin’in erken çocukluk döneminden itibaren sergilediği soğuk ve empati yoksunu kişiliğiyle birlikte seyreden karşıt davranış örüntüleri, yüzeysel bir okumayla doğuştan ve değişmez bir kötücül doğanın kanıtı gibi yorumlanabilir ancak daha dikkatli incelendiğinde, Kevin’in gelişimsel seyrinin yalnızca bireysel mizaç özellikleriyle açıklanamayacak ölçüde sorunlu bir ilişki ağı içinde şekillendiği görülmektedir. Özellikle anne ile kurulamayan güvenli bağ, ebeveynler arasındaki tutarsızlık ve duygusal mesafenin giderek kronikleşmesi, literatürde risk faktörü olarak tanımlanan alanlarla belirgin biçimde örtüşmektedir. Bu yönüyle çocuğun doğuştan bazı zorlayıcı mizaç özellikleri bulunması halinde, uygun duygusal düzenleme, erken müdahale ve tutarlı ebeveynlik sağlanmadığında riskin nasıl büyüyebileceği görülmektedir. Bununla birlikte nörogelişim araştırmaları, özellikle ergenlik döneminde dürtü kontrolü, risk değerlendirme ve sonuç öngörme becerilerinden sorumlu prefrontal korteksin henüz tam olarak olgunlaşmadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, çocuk ve ergen davranışlarının yetişkinlere kıyasla daha esnek ve müdahaleye açık olduğunu bilimsel olarak desteklemektedir. Bu nedenle modern çocuk ceza adaleti sistemi, cezalandırıcı ve damgalayıcı yaklaşımlar yerine çocuğun yüksek yararını, yeniden topluma kazandırılmasını ve suç tekrarının önlenmesini merkeze alan ıslah edici bir politika benimsemektedir ve rehabilitasyon odaklı çözümleri önceliklendirmektedir.

We Need to Talk About Kevin ve Suça Sürüklenen Çocuklar

Türk ceza hukukunda çocuklar bakımından “Suça Sürüklenen Çocuk” kavramının tercih edilmesi, bilinçli bir terminolojik tercihtir. Türk Ceza Kanunu, çocukların ceza sorumluluğunu yaş ve algılama yeteneği temelinde kademeli olarak düzenlemiş; on iki yaşını doldurmamış çocukların ceza sorumluluğunun bulunmadığını, on iki ila on beş yaş aralığında ise çocuğun fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini hükme bağlamıştır. On beş ila on sekiz yaş grubunda ise indirimli sorumluluk esası benimsenmiştir.Bu düzenleme, çocuğu sabit bir suçlu kimliğiyle değil, gelişimsel özellikleri dikkate alınması gereken bir özne olarak ele alır. Bunun yanında Çocuk Koruma Kanunu, çocuklara yönelik yargısal müdahalede cezalandırmadan ziyade koruma, destekleme ve yeniden topluma kazandırma amacını ön plana çıkarmaktadır. Eğitim tedbiri, danışmanlık tedbiri, sağlık tedbiri ve barınma tedbiri gibi önlemler, çocuğun içinde bulunduğu risk çevresini dönüştürmeyi hedefler.

We Need to Talk About Kevin ve Suça Sürüklenen Çocuklar Yazısı

Çocuk suçluluğu tartışmalarında son dönemde öne çıkan bir diğer mesele, suça sürüklenen çocukların ebeveynlerinin cezai sorumluluğunun gündeme getirilip getirilemeyeceğidir. Türk ceza hukuku bakımından bu soruya verilecek yanıt, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi çerçevesinde şekillenmektedir. Nitekim ceza hukukunun temel ilkeleri gereğince hiçkimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz; bu nedenle çocuğun işlediği suçtan dolayı ebeveynlerin sırf anne veya baba olmaları sebebiyle cezalandırılması kural olarak mümkün değildir. Bununla birlikte ebeveynlerin kendi ihmali veya icrai davranışlarıyla suçun gerçekleşmesine hukuken anlamlı katkıda bulunmaları hâlinde; örneğin çocuğu suç işlemeye azmettirme, suçun işlenmesini bilerek kolaylaştırma ya da bakım ve gözetim yükümlülüğünün ağır ihlali gibi durumlarda genel iştirak hükümleri veya ihmali sorumluluk çerçevesinde cezai sorumlulukları gündeme gelebilir. Ancak bu sorumluluk, çocuğun fiiline otomatik bir yansıma olarak değil, ebeveynin kendi kusurlu ve hukuken tipik davranışının somut olarak ispatlanmasına bağlıdır. Bu yaklaşım, bir yandan ceza sorumluluğunun bireyselliğini korurken, diğer yandan aile içi ihmalin gerçekten suçla nedensel bağ kurduğu istisnai durumlarda hukuki müdahaleye imkân tanıyan dengeli bir çerçeve sunmaktadır.

İlginizi Çekebilir!
Mitolojik Varlıklar, Modern Bireyler: Sandman Karakterleri