II. Kısım: Cass Sunstein’den Hayvan Hakları Savunucularına Dersler

Cass Sunstein'ın teorik çerçevesi bize hayvan hakları savunuculuğu yolunda nasıl bir ışık tutabilir?
Cass Sunstein & Hayvan Hakları

Teoriden Pratiğe: Hayvan Hakları Savunuculuğu İçin Çıkarımlar

Teorik çerçevedeki mekanizmaları anladığımızda, sıkça kapıldığımız “kimse umursamıyor” çaresizliğinden, “henüz doğru domino taşı devrilmedi” şeklindeki stratejik sabra geçebiliriz. Sunstein’ın modeli, bir hareketi başlatmak ve büyütmek için bize soyut temenniler değil, somut ve güçlü ipuçları sunar.

a. Sessizliği Doğru Yorumlamak Gerekir!

Bir hareket için atılacak ilk stratejik adım, mevcut durumu doğru okumaktır. Tercih sahteciliği teorisi, bize en değerli derslerden birini verir: Kamusal alandaki sessizlik, toplumsal bir rıza veya ilgisizlik anlamına gelmeyebilir. İnsanlar, “abartıyor” denmesinden, sosyal çevresinde yalnız kalmaktan veya sadece tuhaf karşılanmaktan çekindikleri için hayvan sömürüsü konusundaki gerçek rahatsızlıklarını dile getirmiyor olabilirler. Sunstein’a göre sosyal normlar, belirli davranışları bir “vergiye” tabi tuttuğundan mevcut durumda hayvan refahı konusundaki endişeleri dile getirmek, pek çok insan için sosyal bir vergi/bedel ödemek anlamına gelebilir. Bu durum, aslında var olan bir potansiyel desteğin görünmez kalmasına neden olur.

Bu teoriyi destekleyen veriler de mevcuttur. Örneğin, Animal Welfare Institute’nın iddiasına göre ABD’de yapılan ulusal anketler, insanların çoğunluğunun çiftlik hayvanlarının acı çekmemesini “çok önemli” (%52) ya da “önemli” (%32) bulduğunu göstermektedir. Center for a Livable Future’ın verilerine göre ise seçmenlerin %57’si endüstriyel çiftliklerin daha sıkı denetlenmesini, %43’ü ise yenilerinin yasaklanmasını desteklemektedir. Veganların ve vejetaryenlerin toplumdaki oranı bu kadar düşükken, bu rakamlar yüzeyin altındaki potansiyel hoşnutsuzluğun yaygın olduğunu göstermektedir. Bu, henüz eylem eşikleri aşılamadığı için davranışa dönüşmemiş, gizli bir destektir. Bu potansiyeli fark etmek, “zaten kimse umursamıyor” yılgınlığından kurtulup umudu korumak ve stratejik düşünmek için en güçlü motivasyon kaynağımızdır. Stratejik hedef, insanları sıfırdan ikna etmekten ziyade, zaten var olan bu gizli tercihleri “serbest bırakmaktır” (unleash).

Hayvan Hakları Yazısı Fotoğraf: ©Amy Jones
Fotoğraf: ©Amy Jones.

b. Kıvılcımı Çakmak ve Büyütmek: Değişim Nasıl Başlatılır ve Yayılır?

Madem sessiz bir potansiyel var, bu potansiyeli harekete geçirmek için birilerinin o ilk adımı atması gerekir. Sunstein’ın “eylem eşikleri” modeli, “sıfırlar” olmadan, yani ilk kıvılcımı yakanlar olmadan bir zincirleme reaksiyonun başlayamayacağını gösterir. Bu nedenle, hayvan hakları savunuculuğunda farklı bağlamlarda “ilkleri” yaratmak kritik bir rol oynar. Hayvan sömürüsü hakkında tabuları yıkarak açıkça konuşan ilk akademisyenler, endüstrinin gerçek yüzünü gösteren ilk gizli çekimler, bitkisel ürünleri menüsüne ekleyen ilk büyük restoran zincirleri… Bütün bu “ilkler”, onlardan sonra gelecek olan “birler” ve “ikiler” için eşikleri düşürür ve “demek ki olabiliyormuş” hissini yaratarak değişimin imkânsız olmadığını gösterir.

Tam da bu noktada, “ilk” olmanın sadece cesaret değil, aynı zamanda strateji gerektirdiğini unutmamak gerekir. Çünkü atılan ilk adımın yöntemi ve bıraktığı izlenim, sonrakilerin eylem eşiğini düşürmek yerine tam tersine yükseltebilir de. İngiltere’de kurulan ve dünyanın en büyük hayvan deney laboratuvarlarından biri olan Huntingdon Life Sciences’ı hedef alan Stop Huntingdon Animal Cruelty (SHAC) hareketi, bu duruma çarpıcı bir örnek olarak gösterilebilir. 1999 yılında Hareket, başlangıçta iş birliği yapan kurumlara baskı uygulama, boykot çağrıları ve kitlesel protestolar gibi yöntemlerle güçlü ve etkili bir kampanya yürütmüştü. Ancak zamanla taktikler sertleşti; çalışanların ev adreslerine tehdit mektupları gönderme, mülklere zarar verme ve fiziksel saldırılar gibi eylemler kullanılmaya başlandı. Bu yöntemler de kamuoyunda haklı bir mücadelenin şiddet ve tehdit ile özdeşleşmesine yol açtı. 2006 yılında ABD’de çıkarılan Animal Enterprise Terrorism Act (AETA) ve İngiltere’de yürürlüğe giren sıkı güvenlik yasaları, hareketin kriminalize edilmesine ve meşruiyetinin ciddi biçimde zedelenmesine neden oldu. Şirketler ve medya ise bu aşırı eylemleri örnek göstererek “hayvan hakları savunucuları radikaldir, tehlikelidir” söylemini güçlendirdi. Bu durum, yalnızca hedef alınan kurumların değil, genel kamuoyunun da eyleme geçme eşiğini yükselterek önemli bir geri tepme etkisi yaratmıştır.

Tüm bu örnekler ve tartışmalardan çıkarabileceğimiz temel sonuç ise şudur: hayvan hakları hareketinin birçok alanda daha görünür, kararlı ve cesur adımlar atmaya ihtiyacı vardır. Ancak “ilk” adımı atarken kendimize sormamız gereken kritik bir soru bulunur: Atacağımız bu adım, başkalarının da eyleme geçmesini teşvik edip onların harekete katılma eşiğini düşürecek mi, yoksa tam tersine, onları geri çekilip pasif kalmaya mı itecek? Bu soruyu sormak, yalnızca tek bir eylemin değil, hareketin uzun vadeli etkisinin ve meşruiyetinin şekillenmesinde kritik bir rol oynar.

Cass Sunstein ve Hayvan Hakları yazısı

c. Toplumsal Yayılımın Dinamiği: Artan Katılım Etkisi

Sunstein’ın 80,000 Hours podcastindeki söyleşisinde tekrar vurguladığı önemli bir nokta, insanların neyi “makul” bulduklarını büyük ölçüde çevrelerine göre belirlemeleridir. Bu, davranış değişimi yaratmak isteyenler için kritik bir ders sunuyor: Bir davranışı “normal” hale getirmek hem son derece etkili hem de pek çok kişi için gerekli bir stratejidir. Sunstein burada, giderek daha fazla kişinin belirli bir davranışı benimsediğini vurgulayan “dinamik norm mesajları”nın önemine dikkat çekiyor ve bunun yalnızca sezgisel bir iddia olmadığını, davranış bilimi literatürünün de bu yaklaşımı desteklediğini belirtiyor.

Peki, dinamik norm mesajları nasıl işliyor?

Stanford’dan Gregg Sparkman ve Gregory Walton’ın 2017 yılında yayımladığı bir çalışmada, katılımcılara “her geçen gün daha fazla insan et tüketimini azaltıyor” mesajı verildiğinde, yalnızca “etik bir çağrı” yapılan duruma kıyasla daha yüksek oranda davranış değişimi gözlemlenmiş. Araştırmacılar bu etkiyi iki faktörle açıklıyor: (1) İnsanlar “trendin yönüne” duyarlıdır; gelecekte yaygınlaşacak bir davranışı bugünden benimsemek isterler. (2) Sosyal risk azalır; “Bu yöne kayan başkaları da var, yalnız değilim” hissi, eyleme geçme eşiğini düşürür.

Benzer yaklaşımlar enerji tasarrufu (Schultz ve ark., 2007), vergi ödeme oranları (Hallsworth ve ark., 2017) ve otel havlusu yeniden kullanımı (Goldstein ve ark., 2008) gibi alanlarda da etkili olmuştur. “Komşularınızın çoğu tasarruf yapıyor”, “Çoğu insan vergisini zamanında ödüyor” veya “Misafirlerin büyük bölümü havlusunu tekrar kullanıyor” gibi mesajların her defasında güçlü sonuçlar verdiği görülmüştür.

Vegan Yiyecekler

Tüm bu örneklerdeki ortak nokta ise şudur: İnsanlar yalnızca “doğru olan”ı duymakla ikna olmaz; başkalarının fiilen ne yaptığını da görmeye ihtiyaç de duyar. Yeni bir davranışın “makul” olduğuna, onu benimseyenlerin sayısının ve çeşitliliğinin arttığını gördüklerinde ikna olurlar. Hayvan savunuculuğu açısından buradan çıkarabileceğimiz stratejik sonuç şudur: Bu tür verileri, hikâyeleri ve “ilkleri” daha görünür kılmak, hareketin etki kapasitesini önemli ölçüde artırabilir. “Her yıl daha fazla insan bitkisel ürünleri günlük beslenmesine dahil ediyor  “Giderek daha fazla kamu kurumu vegan seçenekler sunuyor” veya “Önde gelen gıda şirketleri ürün yelpazesine yüksek oranda bitkisel seçenek ekliyor” gibi dinamik norm mesajları, tek başına ahlaki iddialardan çok daha hızlı kapı açma potansiyeline sahiptir.

ç. Kolektif Alanlar Yaratmak: Yalnız Olmadığını Anlamanın Gücü

Sunstein’ın teorisindeki üçüncü kritik halka olan karşılıklı etkileşimler, bireylerin eylem eşiklerini düşürebilecekleri güvenli alanların önemini ortaya koyar. İnsanlar, benzer kaygılara sahip başkalarının varlığını fark ettiklerinde ve “yalnız değilim” dediklerinde daha cesur ve görünür olurlar. Bu nedenle yerel buluşmalar, çevrimiçi gruplar, öğrenci kulüpleri ve kampanya ekipleri gibi kolektif alanlar, bir hareketin en stratejik damarlarıdır. Sunstein bu tür grupları “kapalı grup müzakeresi” (enclave deliberation) olarak kavramsallaştırır. Bu kapalı gruplar, özellikle azınlıkta olan veya toplumun geneli tarafından bastırılan görüşlerin gelişip güçlenmesi için hayati bir işleve sahiptir.

Hayvan Hakları

Feminizmden sivil haklar hareketine kadar pek çok toplumsal dönüşüm, bu tür kapalı gruplarda filizlenmiştir. Bu alanlar, insanların fikirlerini daha rahat ifade etmelerini, birbirlerinin cesaretini artırmalarını ve normalde “radikal” görünen düşüncelerinin aslında ortak bir zemini olduğunu fark etmelerini sağlar. Bu kolektif gücün farkında olan Çin hükümeti gibi otoritelerin, sosyal medyadaki genel şikayetlere izin verirken, belirli bir yer ve zamanda buluşmayı hedefleyen somut örgütlenme çağrılarını anında silmesi de bu yüzden tesadüf değildir. Bunun nedeni, görünür bir toplanma noktası, tercih sahteciliğini çözer ve bir çığ başlatma potansiyeli taşır.

Tüm bu faydalara rağmen bu kolektif alanların “Grup kutuplaşması” (group polarization) denilen bir riski de vardır. Kendi içine kapalı, sürekli benzer fikirlerin tekrarlandığı gruplar, zamanla dış dünyadan kopuk pozisyonlara sürüklenebilir. Bu durum da grubun daha geniş kitlelere ulaşma ve onları ikna etme yeteneğini zayıflatabilir. Bu riski minimize etmek için, bu kolektif alanları bilinçli olarak farklı görüşlere açık tutmak, kendi argümanlarımızı çelikleştirmek (steel-manning) ve dışarıyla teması sürdürmek kritik öneme sahiptir. Böylece, destekleyici topluluklar oluştururken birer yankı odasına hapsolmadan, daha geniş kitleleri harekete geçirecek esnekliği koruyabiliriz.

Sonuç

Cass Sunstein ve Hayvan Hakları

Cass Sunstein’ın analizi, toplumsal değişimin karmaşık ve çoğu zaman şaşırtıcı doğasını anlaşılır bir çerçeveye oturtuyor. Değişimin bir sihir veya tesadüf eseri değil, yüzeyin altında işleyen mekaniklerin bir sonucu olduğunu görüyoruz. Tercih sahteciliğiyle gizlenen düşünceler, her bireyin farklı seviyelerde olan eylem eşikleri ve bu ikisini birbirine bağlayan sosyal etkileşimlerin kolay kolay göze gelmez dinamiği, en köklü görünen normların bile neden bir gecede yıkılabileceğini bize açıklıyor. 

Değişim, sihirli bir anda ortaya çıkan bir aydınlanma değil; doğru zamanda, doğru koşullarda başlayan bir sosyal zincirleme reaksiyon.

Bu bakış açısı, yazının başında bahsettiğimiz o kolektif çaresizlik hissini temelden dönüştürme gücüne sahiptir. Artık etrafımızdaki sessizliğe baktığımızda bir ilgisizlik okyanusu değil, ifade edilmeyi bekleyen gizli tercihlerin, aşılmayı bekleyen sayısız eylem eşiğinin ve doğru bir kıvılcımla tutuşabilecek bir potansiyelin varlığını görürüz. Bu anlayış da yılgınlığın yerine stratejik sabrı, hayal kırıklığının yerine ise dikkatli bir gözlemi koymamızı sağlar.

Bu durumda biz savunuculara düşen görev, mesajımızı daha yüksek sesle tekrarlamaktan ibaret değildir. Asıl görevimiz, insanların bize katılmasını kolaylaştıracak sosyal koşulları stratejik olarak inşa etmektir. Düşük eşikli bireyleri, yani “sıfırları” cesaretlendirmek; çoğulcu cehaleti kıracak “ilkleri” yaratmak; dinamik norm mesajlarıyla değişimin ivme kazandığını göstermek ve insanların “yalnız değilim” diyebileceği kolektif alanlar oluşturmak gerekir. Artık biliyoruz ki, en sessiz görünen anlarda bile görünmeyen eşikler aşılmak üzere olabilir.

Yazar: Elif Özdemir & Erhan Korkmaz

Kaynaklar:

Goldstein, N. J., Cialdini, R. B., Griskevicius, V., & John Deighton served as editor and Mary Frances Luce served as associate editor for this article. (2008). A Room with a Viewpoint: Using Social Norms to Motivate Environmental Conservation in Hotels. Journal of Consumer Research, 35(3), 472–482. 

Hallsworth, M., List, J. A., Metcalfe, R. D., & Vlaev, I. (2017). The behavioralist as tax collector: Using natural field experiments to enhance tax compliance. Journal of Public Economics, 148, 14–31.

Sparkman, G., & Walton, G. M. (2017). Dynamic Norms Promote Sustainable Behavior, Even if It Is Counternormative. Psychological science, 28(11), 1663–1674.

Schultz, P. W., Nolan, J. M., Cialdini, R. B., Goldstein, N. J., & Griskevicius, V. (2007). The constructive, destructive, and reconstructive power of social norms. Psychological science, 18(5), 429–434 

Sunstein, R. C. (2019). How Change Happens. The MIT Press.

Wiblin, R. (Sunucu). (2019, 17 Haziran). Cass Sunstein on how social change happens, and why it’s so often abrupt & unpredictable(No. 59) [Podcast bölümü]. İçinde The 80,000 Hours Podcast. 80,000 Hours.

İlginizi Çekebilir!
Bitmek Bilmeyen Bir Pandemi: Kanımızı Emen Vampirler