Selin Cankı Ceylan’la; uzman eğitmenlerle birlikte tiyatroya yeni yetenekler kazandırmak için hizmet veren Zorlu PSM Atölye hakkında ve yazarın PSM Atölye’den çıktıktan sonra yazdığı Afife Tiyatro ve Zorlu PSM prodüksiyonu Afife’nin yaratım süreci özelinde konuştuk.
Merhaba Selin, öncelikle seni daha detaylı tanımak isteriz. Bize kendiden biraz bahsedebilir misiniz?
Selin Cankı Ceylan:

Adım Selin Cankı Ceylan. Cankı soyadım olur, hep adım sanıldığı için belirtmek istedim. Net hatırladığım ilk anım 3 yaşındayken tanıdığım tanımadığım herkese o zamanlar her evin demirbaş listesinde bulunan şu devasa pilli, metalik gri “milli” elektrik fenerimizi uzatarak “amaç ne” diye sormam. Tabii yaş ilerledikçe feneri emzikle beraber bırakmak zorunda kaldım. Ama sorum daimi kaldı. Şu an bile içimden bu soruyu sorduğuma emim olabilirsiniz. Bunun dışında saç kurutma makinesi sesiyle uyurum ki bu şekilde uyuyan çok kişi varmış yani parti kursak oy çokluğu ile meclise girebilir ve akabinde kapatılabiliriz; neticede her ikisi için de mantıklı bir neden aramaya artık gerek yok. Bunun dışında gece çalışırım, gündüz uyurum ve kişnişten nefret ederim.
Zorlu PSM Atölye Programı’nın, profesyonel sahne için metin üretme yeteneğini geliştirmede nasıl bir etkisi oldu? Atölyeden çıkan bir yazar olarak, ilk büyük prodüksiyon sürecinde size en çok ne destek oldu?
Selin Cankı Ceylan:
Çok aşamalı, uzun ve meşakkatli kabul dönemi bir yana sadece iki “ders” kaçırırsanız program dışı kaldığınız çok ciddi bir süreçten bahsediyoruz. Tabii hem atölyede hem evde öğrendiklerinizi uygulamanız şart, yani sürekli üretiyorsunuz. Mesela kendi kendime denemekten çekineceğim ya da ilgilenmeyeceğim bazı dönemsel tiyatro anlayışlarını egzersiz olarak bile denemek hem hoşuma gitti hem de beni farkında olmadığım yönlerimle buluşturdu. Afife’den önce zaten bir oyunum Monologlar Müzesi’nde sahneleniyordu, hala da sahnelenmeye devam ediyor. Ama çok büyük bir prodüksiyon olarak Afife tabii ki bambaşka bir deneyimdi. Bu yolculukta yönetmenimiz Serdar Biliş’in psikolojik desteğini yadsıyamam.
“Afife” metninin ilk tohumları atölye sürecinde mi atıldı, yoksa programın dışındaki bir dönemde mi filizlendi? Programın, bu tarihi figürü güncel bir sahne diline taşıma fikrine katkısı neydi?
Selin Cankı Ceylan:
Metnin ilk tohumları atölyeden sonra atıldı. Demet (Evgar) Afife’yi oynamayı çok istiyormuş, eskiden beri böyle bir hayali varmış. Serdar Biliş de beni aradı ve “Afife’yi sen yazmak ister misin” diye sordu. Ben de bir kadın hikayesi olduğu için, özellikle de dönemin zorluklarına ragmen sanatkar ruhuna ihanet etmeyen dikbaşlı bir kadının hikayesi olduğu için kabul ettim.

Zorlu PSM gibi büyük ve ana akım bir sahnede yer almanın oyunun ve yazarının hem bilinirliği hem de sanatsal dili üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Selin Cankı Ceylan:
Zorlu PSM gibi büyük bir sahnede sergilenme şansına erişen “Afife”nin bilinirliği ülke sınırlarını dahi aşmış durumda. Bunu yurtdışında çeşitli mecralarda kendi kulaklarımla işittim. Ama yazar olarak beni ismen kimsenin bildiğini sanmıyorum. Aksi takdirde tanıştığım her kişi bir tür şaşkınlık krizi geçirmezdi. Sanırım sanat camiamızda yazarların bir tür vampir olduğuna, sahne ve star ışığından sızacak bir küçük bir hüzmenin onları kör edebileceğine dair mitik bir inanış var. O nedenle sağ olsunlar tıpkı üç harfliler gibi yazarları da ismen anmaktan kaçınarak yine incelikle bizleri düşünüyorlar.
Böyle bir oyunun sanatsal diline gelince Afife’nin görsel imkanları Zorlu PSM ve sponsorları sayesinde çok geniş, çok zengin, çok yaratıcı ve çok baskın. Bu tabii ki oyun açısından çok büyük bir şans ama içinde kendi açımdan küçük bir talihsizlik de barındırıyor.
“Afife” oyununun ardındaki temel fikir ve vizyon neydi? Metin oluşturma sürecinizde Afife Jale’nin hayatı size hangi noktalarda rehberlik etti? Tarihi gerçeklik ile sanatsal özgürlük arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Selin Cankı Ceylan:
Afife Jale sahneye çıkan ilk Müslüman kadın oyuncumuz ve tiyatro tarihimizdeki önemi tartışılamaz.

Bununla beraber kaybetmeyi göze aldığı “toplumsal” değerlerin ağırlığı, her saniye kalıcı bir dövme gibi ruhunda taşımak zorunda kaldığı hastalıklı zihinlerin yaratımı eğri büğrü bir takım çiziktirmeler ve karalamalarla dolu yaftalar onu her şeye rağmen bir kurban değil, gönlünü kaptırdığı sanatının peşinden gitmeden yaşamaya razı olamayan, korkularıyla, kırılganlığıyla, komikliğiyle, dikbaşlılığıyla, flörtözlüğüyle, çocuksu masumiyeti kadar kadınsı çekiciliğiyle insan Afife’yi sahnede görmek istedik.
Afife’nin hikayesini yazmaya başladığımda onun vefat ettiği yaştaydım, bu beni ruhsal olarak ayrıca etkiledi diyebilirim.
Oyun, sadece Afife Jale’nin yaşam mücadelesini değil, aynı zamanda Türkiye’de tiyatronun kurumsallaşma ve modernleşme serüvenini de yansıtıyor. Bu tarihsel arka planı sahneye taşırken nasıl bir misyon edindiniz?
Selin Cankı Ceylan:
Objektif olmak başlıca amacım oldu. Sonuçta tiyatromuzun temelleri Ermeni oyuncuların gayret ve çilesi üzerine kurulu. Yeni yeşermeye başlayan ulus bilinci karşısında Ermeni sanatkarların kaygısı ve kırılganlığını da görmezden gelemezdik. Bunları adilane biçimde yansıtmamız gerekiyordu. Dönem olarak bakarsak ülkeyi yazılı olmasa da iki hükümet yönetiyor. Kanunlar herkese başka türlü işliyor. Görev tanımları belli değil, yaptırımların denetçisi yok. Kadınlar, yasal kaynağı belirsiz irili ufaklı her türden iktidar gösterisinin zoraki izleyicileri ve edilgen katılımcıları. Çok kaotik yıllar. Fakirlik diz boyu. Ama yine de eğlence var, kahkaha var, sanat var, umut var.
Oyunun geçtiği dönemin ve Afife Jale’nin ruhunu yansıtan müzik, dekor ve kostüm tasarımı seçimleri, metnin derinliğini nasıl destekledi? Nitekim yazarken hayal ettiğiniz sahneleme ile yönetmenin sahneye koyduğu prodüksiyonu göz önüne alırsak ikisi arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Selin Cankı Ceylan:
Müzik, dekor ve kostüm tasarımları öncelikle Afife’yi iki boyutlu hayatından çıkararak ete kemiğe büründürdü ve olağanüstü yaratıcı bir dünyaya taşıdı.
Bu fantastik dünyanın metnin derinliğini arttırdığını düşünmüyorum, hatta azaltmış dahi olabilir. Bir şeylerden feragat edilecekse görsellikten ziyade metinden feragat daha yaygındır. Bu bir bakıma anlaşılabilir, çünkü görsel bir sanattan bahsediyoruz. Ancak çıkarmalar ve özellikle de eklemelerle bazen yazarlara “küçük” sürprizler hazırlanabiliyor. Biz orta yaştayız artık, tansiyonumuz, kalbimiz var. Kim prömiyerlere dil altı hapıyla gitmek ister?

Afife Jale’nin hikayesi, günümüz Türk tiyatrosundaki kadın kimliğine ve tiyatrocu kadınların karşılaştığı zorluklara dair de pek çok mesaj içeriyor. Sizce, günümüz Türk tiyatrosunda kadın yazarların sesi ve temsil gücü nerede duruyor? “Afife”nin bu bağlamda sadece oyunculara değil genç kadın yazarlara da ilham verme potansiyeli hakkında ne düşünüyorsunuz?
Selin Cankı Ceylan:
Kadın yazarların sesi oyunları sergilenmediği sürece evlerinde ancak duşta şarkı söylerken; sergilenirken çevresine bir tür dilsiz alfabesi icra eder gibi, sergilendikten sonra ise yazar uzay boşluğuna başlıksız fırlatılmış gibi duyuluyor. Birilerine “burada en çok güveç yemeyi özledim” bile diyemiyorsunuz.
Kadın yazarlara söyleyebileceğim tek şey yazarlığın ilhamla değil inatla başlayıp icra edilebileceğidir.
Selin Cankı Ceylan
Bir tiyatro yazarı olarak “iyi bir tiyatro eseri” sizin için ne anlama gelir? Bir eleştirmenin veya seyircinin oyununuzdan ayrılırken yanında götürmesini istediğiniz en güçlü duygu veya düşünce nedir?
Selin Cankı Ceylan:
En güçlü duygudan ziyade salondan kafasında bir sürü soru işareti ile çıkması ve incelikli bir hayat görüşünden çok, her birinin nereden geldiği, kimin olduğu silikleşmiş, bir daha iyice gözden geçirilmesi gereken bir fikir yığınına sahip olduğunun farkına varması beni çok tatmin eder. Bir oyundan böyle ayrılınca açık söylemek gerekirse buruk bir mutlulukla karışık yüksek bir tatmin yaşıyorum.
“Afife” son derece zorlu, duygusal yoğunluğu yüksek bir metin. Bu projeden sonra, bir yazar olarak yeni metinlerinizde denemeyi arzuladığınız farklı bir tür veya anlatım dili var mı? İlerideki projelerinizden ve hayallerinizden bahsedebilir misiniz?
Selin Cankı Ceylan:

Var. Çok var. Ama çok yoruldum. Daha doğrusu yorulmuşum. Afife projesi değil bu arada yoran, Afife’nin Zorlu PSM’de aylarca kapalı gişe oynayıp ayakta dakikalarca alkışlandığı geceleri görebilmek için beş sene aralıksız sürdürdüğüm mücadele beni zihnen çok yormuş. Ben de bunun farkına geç vardım ama net oldu, zira arkk hayata devam edemiyordum. Bu yıl sadece tavanımızı izledim, sigara içmediğimiz için lekesiz çok güzel beyaz bir tavan. Kedilerimi sevdim, kitap okudum ve tonlarca hayal kurdum. Şimdi çok daha dinlenmiş hissediyorum. Projelerimi kendi hızımda hayata geçirebilir, geçiremezsem gülesi bana, müziği doksanlara ait, son çıkan pist of albümümden kedi şarkılarımı söylemeye devam edebilirim. Yeter ki siz, biz, hepimiz ruhen ve bedenen huzurlu günlere yol alalım.