Ousmane Sembène’nin Afrika toplumunun kendisini tahlil etmesine yol açan Black Girl filmi; sinematik bir dille sembolizmi harmanlamış ve çok katmanlı bir yapı oluşturmuştur. Tüm bunlardan dolayı bu yazıda, lineer bir hikaye analizinden öte karakterler, eylemler ve semboller üzerinden bir anlatı yapılacaktır.
Black Girl, Dakar’lı bir kız olan Diouana’nın Fransız bir çiftin yanında dadı olarak işe başlaması ve onlarla Fransa’ya yerleşmesini ve sonrasında onların evinde yaşadıklarına odaklanmaktadır.

Sessizlik ve Diouana
Film boyunca ana karakter Diouana bir iki sahne dışında neredeyse hiç konuşmaz. Lakin, buna tezat olarak film boyunca iç monologlarında düşüncelerini oldukça açık bir şekilde izleyiciye ifade eder. Öte yandan, iç monologlarının tonuna baktığımızda, çok agresif ve talepkar bir tavır gözlenmektedir. Üstelik bu agresif tavır sadece Fransız ev sahiplerine değil, Senegal’deki hemşerilerine de yöneliktir. Hatta, iç monologlarından birinde, sahilde fotoğraf çektikten sonra onu Dakar’daki insanlara göndereceğini ve onların kıskançlıktan çatlayacağını söyler. Bu diyalog önemlidir çünkü burada Diouana’nın insana has bir duygusuna, tavrına tanık olunmaktadır. Çünkü film boyunca beyaz karakterlerin, “hizmetçi”, “siyah kadın” gibi metalaştırıcı söylemleri yüzünden izleyicinin Diouana’yı izlerken gerçek bir insan olduğunu kavraması adeta zorlaşır. Ancak Black Girl, kıskançlık gibi insani jestlerle, izleyici ile Diouana arasında organik bir bağ kurulması sağlar. Aslında evin hanımı tarafından kendisine verilen kıyafeti büyük bir heyecan ile giymesinden Diouana’nın da beyazların hayatına özendiği gösterilmektedir. Ancak, Ousmane Sembène’nin burada çok daha büyük bir toplumsal çürümeye işaret ettiği su götürmez bir gerçektir. Çünkü “New African” adıyla filmin çekildiği dönemlerde ortaya çıkan bir güruh, batılılaşmayla oluşacak Afrika köklerine karşı çıkmaktaydı.

Peki, film boyunca Diouana neden konuşmuyor? Ya da daha doğru soru, Diouana’yı susturuyorlar mı diye sorulmalı. Gayatri Spivak’ın Subaltern formülasyonunda şöyle der.
Sömürgeleştirilmiş veya marjinalleştirilmiş özne, hegemonyacı söylem tarafından sesi bastırıldığı için konuşamaz.
Filmin ana karakteri tam da Spivak’ın bahsettiği bu gerçekliği yaşamaktadır. Çünkü filmin başında Diouana, arabaya bindiğinde Monsieur’a (Erkek patron) cevap verir, tek kelime bile olsa. Ve geçmişi hatırladığında, annesinin yanında çok konuşkan, neşeli bir karakter olarak gözükür. Yani Diouana’nın normali bu değildir.” Siyah Kız” konuşmuyor değil, konuşmasına izin verilmiyordur. Ousmane Sembene bu filmi 1966 yılında çekmiştir, 59 yıl sonra da kadınların sesi hala bastırılmaya çalışışmaya devam etmektedir…
Kesişimsellik ve Diouana
Yazının bu kısmında, kesişimsellik kavramına odaklanılacaktır. Çünkü kesişimsellik, dünyadaki, insanlardaki ve insan deneyimindeki karmaşıklığı anlamanın ve açıklamanın bir yoludur (Collins & Bilge, 2020, s. 1).Bu kavramsal bakış açısı, Diouana’nın durumuyla özellikle ilgilidir, çünkü o sadece bir kadın değildir. O, siyahi bir kadındır.

Kesişimsellik, cinsiyet, ırk, sınıf, cinsellik, engellilik ve milliyet gibi kategorilerin birbirinden bağımsız olarak işlemediğini bize hatırlatır. (Collins & Bilge, 2020, s. 1). Filmdeki akşam yemeği sahnesinde, beyaz erkek misafir daha önce hiç siyahi bir kadını öpmediğini söyler ve onun rızası olmadan kalkıp onu öper. Burada apaçık bir kadın bedeninin sömürülmesi söz konusudur, bunun ötesinde “siyah kadın”ın marjinalleştirilmesi vardır. “siyah kadınlar” ve “beyaz kadınlar” sanki iki farklı türmüş gibi bir ortam sergilenmektedir.
Yabancılaşma ve Diouana
Filmin bir diğer önemli teması, Diouana aracılığıyla anlatılan, kişinin kendi kültürüne sırt çevirmesisi halidir. Kendi kültürünü aşağı ve değersiz görmek, sömürgeci fikirlerin bireyde bıraktığı travmatik bir yanılsamadır. Film için en önemli imgelerden biri, maske metaforudur. Bazı izleyiciler, maskenin Afrika’nın kaynaklarını temsil ettiğini düşünebilir, ancak bu sınırlı bir yorum olur. Aslında maske, Afrika’nın kendisidir. Daha açık olmak gerekirse, Diouana işe alındığında, kardeşinin her zaman taktığı geleneksel maskeyi alır ve patronlarına hediye olarak verir. Bu denli sevdiği maskesini aldığı kardeşine de ona para vereceğini söyler. Bu anlatıyı yüzeysel olarak okuduğumuzda, maskenin para karşılığında satılan Afrika’nın doğal kaynakları olarak algılanması mümkündür. Ancak filmin sonunda maske Afrikaya geri döner. Ve bu da yeraltı kaynakları iddiasını geçersiz kılar. Bu noktada Frantz Fanon’a başvurmak gerekir. Öncelikle, (alienation) ”yabancılaşma” – Diouana’nın kendinden, toplumdan yabancılaşmasıdır; Madam gibi giyinir ve onun gibi olmak ister. Fransa’da yaşamak, plajlara gitmek ister. Dakar ile en çok özdeşleştirdiği şeyi yani maskeyi, başkasına sırf kendini sevdirmek için verir. Aslında bu bir hediye değildir: kültürel bir reddediş, kendinden ve kültüründen kurtulmaya çalışmaktır. Onlardan olabilmek için yapılan bir fedakarlıktır. Ancak bu fedakarlık ona sadece daha fazla sömürü getirir. Birey olma hakkını kaybeder. Ne kadar çok çalışırsa çalışsın fark etmez. Bir insan olmaktan ziyade, emekle kimliği arasında bir paralellik yaratılır. O bir cinsel obje: masada izinsiz öpülebilen, yemekte afrodizyak şakalarına konu olan biri haline gelmiştir .

Değişim ve Diouana
Yönetmen, ana karakterlerden yalnızca Diouana’ya yani “Black Girl”e isim vermiştir. Diğer iki ana karakter, film boyunca “Madame” ve “Monsieur” olarak anılır. Çünkü burada önemli olan Diouana’nın yaptıklarıdır; diğer iki karakter, bu sömürü dünyasında sadece “herhangi birileri”dir.
Avrupa benim merkezim değil. Neden ayçiçeği gibi güneşe dönüp bakayım ki? Ben kendi başıma güneşim.
Ousmane Sembène

Aslında, film boyunca Diouana sistematik bir “herhangi biri” olma sürecindedir, ancak bu sıradanlaşma süreci Diouana’nın intiharıyla son bulur. Lakin, filmin içinde bu bir kayıp olarak yorumlanmamalıdır. Aslında Diouana, Fanon’un da belirttiği gibi bir devrim yapmıştır. Madam ve Monsieur’un istek ve beklentilerine karşı gelmiştir. Kendi hayatını feda ederek bu metalaştırma sürecinden kurtulmuştur. Bu, filmin sonunda Monsieur’un Diouana’nın eşyalarını köyüne Dakar’a geri götürdüğünde, annesinin parayı almayı reddetmesiyle ve küçük erkek kardeşinin o maskeyi takıp Monsieur’u takip ettiğinde açıkça görülür. Afrika uyanmalı, kültürünü ve egemenliğini geri kazanmalıdır. Özetlemek gerekirse, Ousmane Sembène’nin Black Girl filmi, 1966 gibi erken bir tarihten itibaren çağdaş sömürü biçimlerine ışık tutmaktadır. Günümüzde kaynakların, kadınların ve ırkların sömürülmesine son vermek için birçok toplumun da Afrika’nın da içe dönmesi gerekir. Afrika da dışa dönerek değil, kendi “maskesini” takarak, kökenlerinden gelen kimliğini geri kazanarak onu sömürmeye çalışanlarla yüzleşmelidir.
Referanslar:
Fanon, Frantz. Black Skin, White Masks. Grove Press, 2008
Hill Collins, P., & Bilge, S. (2020). Intersectionality (2nd ed.). Polity Press.