Bir Ulusu Ele Geçiren Öfke: Carl Gustav Jung ve Germen Tanrısı Wotan Arketipi

İsviçreli psikiyatrist Carl Gustav Jung, 1936 yılında yayımladığı Wotan başlıklı makalesinde son derece sıra dışı bir iddia ortaya atar. Ona göre Almanya'da yükselen Nasyonal Sosyalizm yalnızca siyasi veya ekonomik sebeplerle açıklanamaz. Bu hareketin arkasında, Germen mitolojisinin en güçlü figürlerinden biri olan Wotan'ın, yani İskandinav geleneğindeki Odin'in yeniden uyanışı vardır.
Carl Gustav Jung

Bu inceleme, Jung’un bahsettiği uyanışı dönemsel bir analizle sınırlamayıp, onun arketip teorisi üzerinden derinleştirmeyi hedefliyor. En basit tanımıyla arketip; insanlığın ortak bilinçdışında uyuyan, evrensel ve zamansız ilkel motifler ve davranış kalıplarıdır. Bunlar sadece karakter figürleri değil, aynı zamanda coğrafyadan bağımsız olarak tüm insanlığın rüyalarında ve mitlerinde aynı şekilde beliren olay örgüleridir. Örneğin; Sümerlerin Gılgamış Destanı’nda, İnka mitolojisinde, Hint vedalarında ve kutsal kitaplardaki Nuh kıssasında karşımıza çıkan ‘Büyük Sel / Tufan’ motifi tam olarak bir arketiptir. İnsanlık, dünyayı ve bilinci sıfırlayan o büyük felaket ve yeniden doğuş fikrini, birbirini hiç tanımayan medeniyetlerin ortak hafızasına bir arketip olarak kazımıştır. İşte Wotan da tıpkı bu sel felaketi gibi, kolektif hafızada uyuyan ve zamanı geldiğinde tüm rasyonel barajları yıkarak taşan yıkıcı bir arketiptir. Bu uzun soluklu yolculukta makalenin ruhuna sadık kalabilmek adına Jung’un kendi metinlerinden orijinal pasajları ve özel Türkçe çevirileri kılavuz olarak kullanacağız. Amacımız, rasyonel zihnimizin sınırlarını aşarak kolektif bilinçdışının bu fırtınalı şifrelerini birlikte okuyabilmektir.

Wotan; Öfke ve vecd savaşçısı olarak Berserkerlerin tanrısı; fırtınanın efendisi; sonsuz gezgin; savaşçı; dileklerin ve aşkın koruyucusu; ölülerin ve Einherjar’ın hükümdarı; gizli bilgilerin sahibi; büyücü; şairlerin ve ilhamın tanrısı…

Almanya’da türlü mezhepler yükselecek,

Mutlu paganizme yenidenyaklaşacaklar.

Esir alınmış gönüller ve küçük tavizler,

Hakiki öşrü ödemeye giden yolu açacak.

Nostradamus – Kehanetler (1555)
Carl Gustav Jung ve Wotan

Wotan, Alman ruhunun temel unsurlarından biridir. O, uygarlığın yüksek basıncı altında bir kasırga gibi davranan irrasyonel bir ruhsal etkendir. Medeniyetin inşa ettiği düzeni bir anda söküp atabilecek güce sahiptir. Wotan’ın etkisi altına giren kişi, yalnızca bir tanrıya inanmaz; onun tarafından ele geçirilir. Wotan, özerk bir ruhsal etken olarak bir halkın kolektif yaşamında etkiler meydana getirir ve bu etkiler aracılığıyla kendi doğasını açığa vurur.

Carl Gustav Jung

Kitleleri Ele Geçiren “Huzursuz Gezgin”

Bir toplumun kaderini yalnızca ekonomi, siyaset veya büyük liderler mi belirler? Yoksa tarihin görünür yüzünün arkasında, insanlığın çok daha eski dönemlerinden kalma ruhsal güçler de etkili olabilir mi? İşte Jung, ilk buraya vurgu yaparak şu şekilde yorumluyor;

Rusya’da Doğu Ortodoks Kilisesi’nin renkli ihtişamının yerini “Tanrısızlar Hareketi”nin almış olması aslında hayret verici değildir. Hatta insan, sayısız kandilin sisli ışıkları altında kaybolmuş bir Ortodoks mabedinden çıkıp da Allah’ın yüce ve görünmez huzurunun kutsal eşyaların kalabalığı arasında boğulmadığı sade bir camiye girdiğinde bir ferahlık hissedebilir. Fakat asıl dikkat çekici olan, hatta bundan da öte, oldukça çarpıcı olan şey şudur: Uzun zamandır sessizliğe gömülmüş bulunan eski bir fırtına ve vecd tanrısı olan Wotan’ın, sönmüş bir yanardağ gibi yeniden faaliyete geçmesidir. Üstelik bu uyanış, Orta Çağ’ı çoktan geride bıraktığı düşünülen modern ve medeni bir ülkede gerçekleşmiştir. 

Elbette Jung burada tarihî bir tanrının fiziksel anlamda geri döndüğünü söylemez. Onun kastettiği şey psikolojiktir. Jung’a göre Wotan, Alman kolektif bilinçdışında yaşayan kadim bir arketiptir. Bazı dönemlerde bu tür arketipler sessiz kalır; bazı dönemlerde ise bütün bir toplumu etkisi altına alacak kadar güçlü biçimde ortaya çıkarlar. Jung, Alman gençlik hareketlerinden başlayarak Hitler dönemine kadar uzanan süreçte ortak bir ruh hâli görür: coşku, taşkınlık, hareket, yürüyüşler, kitle gösterileri ve kendinden geçme duygusu. Ona göre bunlar yalnızca siyasi organizasyonlar değil, daha derinde işleyen arketipsel enerjilerin belirtileridir.

Carl Gustav Jung ve Wotan

Wotan, dur durak bilmeyen bir gezgindir. Gittiği her yerde huzursuzluk yaratır, çatışmaları körükler ve büyüleyici bir tesir icra eder. Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte şeytanlaştırılmış, zamanla yalnızca yerel halk anlatılarında yaşamaya devam etmiştir. Fırtınalı gecelerde maiyetiyle birlikte görülen, bataklık ışıkları gibi parlayıp sönen hayalet bir avcıya dönüşmüştür. Orta Çağ’da bu bitmeyen yolculuk motifi başka bir figüre aktarılmıştır: Ebedî Gezgin Yahudi olarak bilinen Ahasverus’a. İlginç olan, bunun Yahudi değil, Hristiyan kökenli bir efsane olmasıdır. Mesih’i kabul etmeyen gezgin motifi Yahudilere yansıtılmıştır; tıpkı insanın kendi bilinçdışı ruhsal içeriklerini sürekli başkalarında görmesi gibi. Bu bakımdan, Wotan’ın yeniden uyanışı ile antisemitizmin yükselişi arasındaki eşzamanlılık, psikolojik açıdan dikkate değer ince bir ayrıntı olarak görülebilir.

Jung’un Kavramıyla Ergriffenheit Fenomeni

Bu noktada Jung’un en dikkat çekici kavramlarından biri ortaya çıkar: Ergriffenheit. Almanca bu kelime, “yakalanmış olmak”, “ele geçirilmek” veya “bir gücün etkisi altına girmek” anlamlarına gelir. Jung’a göre yalnızca ele geçirilenler değil, aynı zamanda ele geçiren bir güç de vardır. İşte Wotan, bu ele geçiren güçlerden biridir.

Jung’un psikolojisinin temel iddialarından biri tam da burada ortaya çıkar: İnsan yalnızca dış dünyadan etkilenmez; bilinçdışının derinliklerinde yaşayan özerk ruhsal güçler de bireyleri ve toplumları yönlendirebilir. Mitolojilerde tanrı adı verilen figürler, bu güçlerin sembolik yüzlerinden başka bir şey değildir.

Wotan sıradan bir savaş tanrısı değildir. Jung’un dikkat çektiği Wotan; fırtınanın, ilhamın, şiirin, vecdin, kehanetin ve gizli bilginin tanrısıdır. Bu nedenle onu yalnızca yıkıcı bir figür olarak görmek eksik kalır. O aynı zamanda sezgiyi ve ruhsal dönüşümü temsil eder.

Hermes’in Aklı, Wotan’ın Cinneti

Jung’un makalesinin en ilginç noktalarından biri ise Jung’un Wotan ile Hermes arasında kurduğu ilişkidir. Romalıların Merkür ile özdeşleştirdiği Wotan, bazı yönleriyle Hermes’e de benzer. Her ikisi de gezgindir, gizli bilgilerin sahibidir ve insanlara ilham getiren ruhsal güçlerle ilişkilidir. Jung, bu nedenle Hermes’in Hristiyanlıktaki Kutsal Ruh anlayışına uzanan sembolik bir köprü oluşturduğunu belirtir. Jung’un arketip anlayışını açıklarken kullandığı bir benzetme oldukça dikkat çekicidir. Arketipler, kurumuş nehir yatakları gibidir. Su bir süre başka yönlere akabilir; fakat eski yatağı tamamen kaybolmaz. Bir gün şartlar değiştiğinde su yeniden o yatağa dönebilir. Jung’a göre Wotan da yüzyıllar boyunca görünmez kalmış, fakat modern çağın krizleri sırasında yeniden eski yatağını bulmuştur. Ancak Jung’un vardığı sonuç yalnızca Almanya ile ilgili değildir. Ona göre bütün toplumlar, farkında olmadan geçmişlerinden gelen semboller ve arketipler tarafından etkilenirler. İnsan aklı kendisini tarihin tek hâkimi sanabilir; fakat bazen kolektif bilinçdışının derinliklerinden yükselen güçler, toplumların yönünü değiştirebilir.

Carl Gustav Jung ve Wotan

Wotan’ın Bitmeyen Döngüsü

Makalenin sonunda Jung, Wotan’ın yalnızca yıkıcı yönünün değil, ilham verici ve dönüştürücü yönünün de bir gün ortaya çıkacağını söyler. Ona göre tarih düz bir çizgi değildir. Eski semboller ölmez; yalnızca biçim değiştirirler.

Bugün henüz tahayyül edemediğimiz şeyler tarihin derinliklerinde gizlenmiş durumdadır. Fakat önümüzdeki yıllar ve hatta önümüzdeki on yıllar içinde bunların ortaya çıkmasını bekleyebiliriz. Wotan’ın yeniden uyanışı aslında geçmişe doğru atılmış bir adımdır. Hayatın akışı bir süreliğine engellenmiş, önü kesilmiş ve sonunda eski yatağına geri dönmüştür. Fakat bu engel sonsuza dek varlığını sürdüremez. Bu durum, Fransızların dediği gibi, reculer pour mieux sauter; daha güçlü sıçrayabilmek için geri çekilmekten ibarettir. Su er ya da geç önündeki seti aşacaktır. İşte o zaman Wotan’ın, Mimir’in kesik başıyla fısıldaşırken ne söylediğini anlayabileceğiz.

Son Sözün Ötesi

Carl Gustav Jung ve Wotan

Bugün Jung’un Wotan makalesini okurken onu yalnızca 1930’ların Almanya’sı hakkında yazılmış bir metin olarak değerlendirmek eksik olacaktır. Bu eser aynı zamanda mitolojinin, psikolojinin ve tarihin kesiştiği noktada duran önemli bir düşünce denemesidir. Jung bize şu soruyu sormaktadır: İnsan gerçekten kendi tarihini mi yapar, yoksa bazen tarihi yapan şey, insanın içinde uyuyan ve zamanı geldiğinde yeniden uyanan kadim arketipler midir? Wotan yeniden uyanmıştır. Fakat Wotan’ın kendisi bile son söz değildir. Çünkü her arketip gibi o da kaderin daha büyük döngüsü içinde doğar, yükselir ve sonunda yerini başka bir biçime bırakır.

Rüzgârın ardından sessizlik gelmez; yeni bir rüzgâr gelir.

Yazar: Arda Keskinkılıç

Kaynakça:

Jung, C. G. (1936). Wotan. In Neue Schweizer Rundschau, 39(3), 657–669. Zürich: Fretz & Wasmuth.

Jung, C. G. (1970). Civilization in Transition (Collected Works of C. G. Jung, Vol. 10). Princeton University Press.

Dohe, C. B. (2011). Wotan and the ‘archetypal Ergriffenheit’: Mystical union, national spiritual rebirth and culture-creating capacity in C. G. Jung’s “Wotan” essay

Segal, R. A. (1998). Jung on Mythology. Princeton University Press.

Clarke, J. J. (1992). In Search of Jung. Routledge.

İlginizi Çekebilir!
İhsan Oktay Anar’ın Poetik Materyalizmi