Modern R&B sahnesinin en rafine figürlerinden biri olan, Detroit çıkışlı prodüktör ve vokalist JMSN (Christian Berishaj) ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
Müziğinizde yoğun bir duygusal açıklık ve kırılganlık var. Şarkıların bazen bir itiraf gibi hissettiriyor. Yazarken kendini sansürlediğin oluyor mu, yoksa tamamen içgüdüsel mi ilerliyorsun?
JMSN:
Kendimi sansürlediğimi düşünmüyorum ama daha kısa ve öz olmak için kendime sınırlar koyuyorum; böylece kelimeler benim için çok daha anlamlı oluyor.
JMSN projesiyle birlikte pop-rock köklerinden daha karanlık, daha ruhsal ve daha minimal bir sound’a yöneldin. Bu dönüşüm senin için estetik bir karar mıydı, yoksa kişisel bir zorunluluk mu?
JMSN:
Sanatsal olarak ne zaman ve nerede olursam olayım sadece keşfetmek istiyorum. Bu kesinlikle bir ihtiyaç.

Kendi prodüksiyonunu yapman, kliplerini yönetmen ve White Room Records’u kurman seni tamamen bağımsız bir sanatçıya dönüştürdü. Bu bağımsızlık sana özgürlük mü verdi yoksa daha büyük bir baskı mı yarattı?
JMSN:
Üzerimde çok fazla yük olduğu doğru ama çok daha fazla özgürlüğe sahip olduğum da bir gerçek. İkisi de aynı anda geçerli.
Detroit’te büyümenin müziğin üzerindeki etkisini nasıl tarif edersin? O şehrin ruhu hâlâ yaptığın müziğin içinde mi?
JMSN:
Pek emin değilim, sanırım bunun bugün hâlâ mevcut olup olmadığını dinleyiciye sormak gerek. Nerede büyürsem büyüyeyim, büyüme sürecinin kesinlikle üzerimde bir etkisi olacaktı. Sadece bu etkinin ne olduğunu söyleyebileceğimden emin değilim.
Priscilla yayımlandığında birçok kişi seni alternatif R&B sahnesinin en özgün isimlerinden biri olarak görmeye başladı. O döneme bugün baktığında, o albüm senin için neyi temsil ediyor?
JMSN:
Yolculuğumda doğru yönde atılmış bir adımı temsil ediyor ve yaptığım her albüm de tam olarak bunu ifade ediyor.

İnsanların JMSN’in müziğinde en çok hangi duyguyla bağ kurduğunu düşünüyorsun?
JMSN:
Hiçbir fikrim yok :)Bunu onlara sormak lazım.
Günümüz müzik endüstrisi inanılmaz hızlı ilerliyor ve sanatçıları sürekli içerik üretmeye zorluyor. Yine de sen, bir albümün eksiksiz bir atmosfer ve deneyim olması fikrine sadık görünüyorsun. Sence “albüm deneyimi” bugün hâlâ yaşıyor mu?
JMSN:
Bence kesinlikle yaşıyor. Benim için önemli olan da benim için önem taşıyan şeyleri yapmak.
“Soft Spot”ın yıllar sonra sosyal medyada viral olması ne hissettirdi? Bir şarkının yeniden keşfedilmesi artık müzisyenler için yeni bir çağ mı yaratıyor?
JMSN:
Her zaman “o artık sonsuza dek piyasada” derim; bu yüzden zamanın sonuna kadar kendi yolunu bulacaktır, aceleye gerek yok.
Daha önceki açıklamalarında Prince, Phil Collins, Radiohead, Fiona Apple gibi isimlerden etkilendiğini söylemiştiniz. Bu sanatçıların sende bıraktığı en büyük iz ne oldu?
JMSN:
Her biri farklı şeyler bıraktı aslında. Çoğunlukla sadece kendilerine has birer birey olduklarını ve harika şarkılar yazdıklarını hissettirdiler.
Kendrick Lamar, Ab-Soul, J. Cole, Kaytranada gibi isimlerle çalıştın. Başka sanatçılarla iş üretirken seni heyecanlandıran şey ne oluyor?
JMSN:
Diğer sanatçılarla çalışmak güzel çünkü kendi işlerim üzerine çalışırken hissettiğimden daha az baskı oluyor.
Farklı bir şekilde eğlenceli.

Canlı performanslarında çok yoğun bir fiziksel ve duygusal enerji var. Sahnede olmak senin için terapötik bir deneyim mi?
JMSN:
Kesinlikle bir uyuşturucu gibi. Sanırım bunu sadece “tamamen uyanık durumdasın” diye tanımlayabilirim.
Bugün geriye dönüp genç Christian Berishaj’a bir şey söyleme şansın olsa ne söylerdin?
JMSN:
Hiçbir şey. Eğer bir şey söyleseydim her şey bambaşka olurdu ve ben hiçbir şeyi değiştirmek istemezdim.
Son olarak; İstanbul’daki dinleyicilerin için bir mesajın var mı acaba?
JMSN:
Sadece orada nihayet çalacağım için çok heyecanlı olduğumu söyleyebilirim!
Sabırsızlanıyorum!