Mitolojik Varlıklar, Modern Bireyler: Sandman Karakterleri

Sandman, mitolojik anlatı sunan bir grafik romandır. Ancak derininde, tanrılardan bile öte varlıklar olan Sonsuzlar aracılığıyla dünyanın dört bir yanındaki bireylerin yaşadığı gündelik sıkıntılara, zorluklara—yani hayatın kendisine dair—evrensel bir anlatı kurar.
Sandman Dizisi Netflix

Tüm insanlık tarihinde kapasitesi ve etki alanı en az kavranabilmiş sanat aracı çizgi romandır. Bunun güçlü bir iddia olduğu aşikardır. Lakin toplumun çoğunda çizgi romanın o geçmiş ve köklü tarihini bilmediği de su götürmez bir gerçektir. Tüm bunlardan sebeple ilk olarak, kısa bir tarihsel anlatı yapabiliriz. İlk çizgi roman örnekleri antik çağlardaki duvar resimlerine kadar gitmektedir; bildiğimize yakın formlardaki örnekleriyle ise gazete bant karikatürlerine (comic strips) dayanmaktadır. 1830’lu yıllara gelen bu dönem, devamında birkaç gerçek çizgi roman örneği ile The Yellow Kid (1895), Little Nemo in Slumberland (1905) gibi eserlerle sürmüştür.

1938’de Superman’in doğuşu ile çizgi roman altın çağına giriş yapmıştı. Çoğu kişinin de bildiği süper kahraman odaklı çizgi roman formatına bu dönemde ulaşıldı. Devamında, 50’lerdeki gümüş çağ gibi dönemler okurları karşıladı. Ancak yazımız için de önemli olan grafik roman dönemi, 80’lerin başıyla başladı. Alan Moore bu dönemde üç büyük eser çıkardı: Watchmen, Swamp Thing ve V for Vendetta. Çoğu kişinin bildiği bu büyük şaheserlerde Alan Moore’a yardım eden genç bir kalem vardı: günümüzün en büyük birkaç fantastik kaleminden biri olan Neil Gaiman. DC Vertigo, bu genç kalemden çok da önemli bir karakter olmayan Sandman’i yazmasını istedi. Ancak Gaiman, karakterin sadece ismini sabit tutarak çizgi roman tarihi için daha önce benzeri dahi olmamış bir karakter ve evrenler yarattı.

Sandman Karakterleri
Sandman Karakterleri (Zaman ve Karanlığın Çocukları)

Sandman mitolojisinde, kesin olmamakla birlikte, her şeyden önce evrende Zaman ve Karanlık vardı ve bu ikilinin yedi tane çocuğu oldu: Destiny, Death, Dream, Destruction, Desire, Despair ve eski adıyla Delight, yeni adıyla Delirium. Ne olduklarını tam olarak anlatmak ise biraz zor olabilir. Tanrılardan önce varlardı; temsil ettikleri kavramlarla birlikte var oldular. Okuyucu Gaiman’ın bu destansı külliyatında ana karakter Dream’in başından geçenleri ve karakter değişimine eşlik etmekte. Ancak bu yazının odağında, üç büyük kardeşi olan Destiny, Death ve Dream’in karakterlerini ve fikriyatlarını daha yakından anlamaya çalışacağız. Destiny, Sonsuzlar arasındaki en büyük kardeştir. Doğaları gereği, temsil ettikleri kavramlarla birlikte var olmuşlardır. Malumun ilanı olarak kader ilk olgudur. Rus filozof Mihail Bakhtin, eserlerdeki zaman kavramını “kronotop” — yani edebiyatta sanatsal olarak ifade edilen zamansal ve mekânsal ilişkilerin içsel bağlılığı — olarak tanımlamıştır. Destiny için de durum budur; kollarına zincirli olan kader kitabı sayesinde geçmişte, günümüzde ve gelecekte olmuş, olmakta olan ve olacak her şeyi bilir. Diğer kardeşlerden farklı olarak Destiny’nin bir seçeneği yoktur. Hikâyede Destruction ya da Dream’in kendini ölüme yürüyüşündeki tercih hakkı Destiny’de yoktur.

Özgürlük, zorunluluğun içgörüsüdür.

Heıdegger 

Destiny de her şeyi biliyordu. Hegel için, özgürlük yaşadığın sistemin gerçekliğinin yasalarını bilmekte yatıyordu. Bu durum, daha çok kabullenici bir arka planda gerçekleşirdi. Yani sistemde karar verici değil; Destiny gibi, her şeyin yazılı olduğu bir kitaba sahip olarak ve bildiklerini sadece izleyerek ve görerek var olabilirdi. Mevcut dünya düzeninde bireyin durumu Destiny’nin bulunduğu durumdan da daha kötüdür. Çünkü mevcut düzende Crouch’un dediği durum söz konusudur.

Postdemokraside gerçek siyaset sahne arkasında gerçekleşir; seçilmiş hükümetler ile büyük ölçüde şirket çıkarlarını temsil eden elitler arasındaki etkileşimle özelde şekillenir.

Colın Crouch, 2005

Destiny de kadere ve geleceğe müdahale edemez. Ancak, insanlığın aksine gerçekten bihaber değildir. 

Death

Dream & Death
Dream & Death – Sandman Çizgi Romanı I ©İthaki Yayınları

Death, seri boyunca Dream’in en iyi anlaştığı kardeşidir. Çünkü diğer Sonsuzlar’ın aksine çok daha empati sahibi ve sevecendir. Temsil ettiği kavram “ölüm” olan bir Sonsuz için, Gaiman’ın seçtiği bu tipleme rastlantı değildir. Seri boyunca Death, ölen karakterleri bu hayattan kopartan bir tavırla hareket etmemektedir. O, daha çok yeni yolculuklarında yanlarında yardımcı bir yol arkadaşı olmaktadır. Heideger ölüm için şöyle demiştir.

Eğer ölümü hayatıma alır, onu kabul eder ve onunla yüzleşirsem, kendimi ölüm kaygısından ve hayatın küçüklüğünden kurtarırım – ve ancak o zaman kendim olmakta özgür olurum.

Gaiman’ın karakteri yaratırken bu yaklaşımı benimsediğini söylemek yanlış olmaz sanki. Dream’in kendini bulma yolculuğunun sonunda da en nihayetinde yanında Death vardır. Morpheus, ablasının elini tutar; Dream’in kendini keşfetme yolculuğu da naif bir şekilde sonuca bağlanır. Modern dünyada da ölüm daha da bireyselleşmeye başlamıştır. İnsanlar eskiden evlerinde, ailesinin yanında veyahut savaş meydanlarında yurttaşlarıyla savaşırken günümüzde hastanelerin yoğun bakımlarında bir başına mücadele edilen bir şey haline dönmüştür. Bu durum toplum için ölümü tam anlamıyla korkulan bir “son” olgusuna daha çok itmektedir.Ancak bu evrendeki Death bizleri bu yalnızlıktan kurtararak bitişe değil yeni bir yolculuğa çıkartmaktadır. 

Emilly Dickinson yıllar önce Neil Gaiman’ın “Ölümüne (Death)” ithafen bir şiir yazmıştır sanki. Kim bilir belki de tüm ilhamların sebebi küçük kardeşi Dream istemiştir Dickinson’dan…

Because I could not stop for Death,

He kindly stopped for me;

The carriage held but just ourselves

And Immortality.

We slowly drove, he knew no haste,

And I had put away

My labor, and my leisure too,

For his civility.

Dream

Sandman -Neil Gaiman I  İthaki Yayınları
Sandman – Neil Gaiman I ©İthaki Yayınları

Lord Morpheus, Rüya Yapan, Kai’ckul… Pek çok ismi olan ana karakterimiz, belki de tüm edebi anlatılar içindeki en katmanlı karakterlerden biridir. Hayal gücünü, bilinçaltını ve düşleri yönetir. Kütüphanesinde yazılmamış kitaplar bulunur; çünkü yazarlar onları hayal etmiştir. William Shakespeare’e ilhamı o vermiş ve bunun karşılığında iki oyun istemiştir. Bu kadar ilham verici biri olmasına karşın bir o kadar da melankoliktir. Acımasızdır; tüm evrendeki en çok korkulan ve çekinilen birkaç karakterden biridir. Sırf teklifini kabul etmedi diye sevgilisi Nada’yı 10.000 yıl cehenneme göndermiştir. Ama Preludes and Nocturnes cildiyle başlanan yolculukta, Death’i tutsak etmeye çalışan ama yanlışlıkla Dream’i (Desire’ın oyunları yüzünden) hapseden Roderick Burgess ve onun ölümünün ardından oğlu Alex Burgess tarafından 70 yıldan fazla bir süre insanlar tarafından hapsedilir. Ve bu tutukluluk, onu içsel bir yolculuğa itmesinden dolayı fiziksel tutukluluğu kendini bulma ve prangalarında kurtulma serüvenine dönüşür. 

Louis Althusser, toplumda iki tip insandan bahseder: Birincisi “özgür özne”dir; yani kendi kararlarını alan, başkalarının onun üzerinde tahakkümü olmayan birey. İkincisi ise “boyun eğmiş özne”dir (subjugated subject); yani geriye kalan tüm insanlık.

Öznelerin inşası interpellation (seslenme) yoluyla gerçekleşir. Seslenme, bireyin doğumundan önce gelen (kişi bir isim, cinsiyet, aile vb. ile doğar) ve kişinin yaşamı boyunca devam eden bir “selamlama” sürecidir (1971: 165). Her birey “her zaman zaten” bir öznedir ve kendini çeşitli ritüel pratikler (isim verme, selamlama, dua etme, oy verme vb.) aracılığıyla somut, ayırt edilebilir ve yeri doldurulamaz olarak tanımaya başlar.

Boswell ., 1986: 360

Dream, teoride en özgür olabilecek varlıktır; çünkü doğrudan hayal gücü üzerinde hüküm sürer. Lakin gerçekte o da “Dream” olmakla “interpellation” edilmiştir. Diyarını korumalıdır, görevleri vardır. Bir Sonsuz olarak aile kanı dökemez; bu sebeple bir baba olarak oğlu Orpheus’un acılarına son veremez. İlişkilerini sürdüremez; çünkü o da modern insan gibi sistemin içinde görevlendirilmiştir.

Sandman - Lord Morpheus
Sandman – Neil Gaiman I ©İthaki Yayınları

Göran Therborn, Althusser’in bu iddiasına biraz daha eleştirel bir yaklaşım getirir. Ona göre ideoloji ve sistem, öznelerin gerçekten yaratıcı aktörler olduğunu kabul eder. İdeoloji, onları yalnızca sömürü ilişkilerine tabi kılmakla kalmaz; aynı zamanda toplumsal değişimin olası aracıları hâline de getirebilir.

Therborn’a göre Dream’in iki evresi vardır:

İlki, Subjection (Boyun Eğme) evresidir. Bu dönem, Morpheus’un Sonsuzların Rüyası olmasından gelen melankoliyle herkesten ve her şeyden uzak olduğu dönemdir.

İkincisi ise Qualification (Yeterlilik) evresidir. Bu evre, Therborn’a göre mevcut ideolojik yapının içinden düşünebilen, anlam kurabilen ve potansiyel olarak karşı koyabilen bir aktörün doğuşunu temsil eder.

Morpheus da, tutukluluğu sonrası kendini bulma mücadelesinde Yeterlilik evresine yükselir. Sistem tarafından bastırılan kimliğini aşar ve kendisini kuran düzeni yıkar. Genelde yazı sürecinde bahsedilen teoriler, emek-sermaye üzerinden kurulan anlatılardır. John Urry ise bu yarışmanın alanını genişleterek; kültür, aile gibi benzeri etkenleri de dâhil eder. Morpheus için de Urry’nin yaklaşımı daha uygundur: Egemenliğin döngüsünü kırarken oğlu Orpheus, kendi motivasyonu ve anlam arayışı ile ölmeyi; Dream’i Daniel Hall yapmayı seçmiş ve böylece Morpheus’u da ilk defa gerçekten “yaşamaya” itmiştir.

Sandman - Netflix
Sandman – ©Netflix

Toparlamak gerekirse, Neil Gaiman bu yarattığı özgün mitolojide çok büyük ve güçlü karakterleri anlatırken, insan için temel olan ve bizi biz yapan değerleri de işlemektedir. Milyarlarca yaşındaki, tanrılardan bile önce var olan bir karakter aracılığıyla, okurla arasında tanıdık ve organik bir bağ kurmayı başarmıştır.

İlginizi Çekebilir!
Ekoeleştirel Bir Okuma: Bahçedeki Tehlike