Ses ve Görüntünün Kolektif Bir Temsili: Jacques Tati Sineması

Jacques Tati sineması 20. yüzyılın ortalarında gelişmiş, genel anlamda bir modernizm eleştirisi sunmuş ve filmlerinde çeşitli yöntemlerle bu vurguyu kuvvetlendirmiştir. Sakar, nahif, az konuşan ve pipo-şapka-pardösü-şemsiye kombiniyle dolaşan bir tipleme olan “Mösyo Hulot” filmlerinde oluşturulan özne-arka plan çerçevesinin ana taşıyıcı unsuru olmuştur. Hulot’nun yıkıcı bir portre çizdiği filmlerden en önemlisi olan PlayTime ise modernizm eleştirilerinin en kuvvetli olduğu filmdir. Tati, sinemasında ses ve görüntünün birlikte kullanımına önem vermiş ve yapmış olduğu kurgularda da bunu pekiştirmiştir.
Jacques Tati

Film çekmeye 20. yüzyılın ortalarında başlayan Fransız auteur Jacques Tati’nin filmlerine baktığımızda filmografisinin altı filmden oluştuğunu görürüz. (Jour de Fete (1949), Mösyo Hulot’s Holiday (1953), My Uncle (1958), PlayTime (1967), Traffic (1971), Parade (1974)) Tati’nin erken dönem filmlerinden “Jour de Fete” ile “Mösyo Hulot’s Holiday” seyirlik ve güldürü ögelerinin yoğun olduğu yapımlarken; “My Uncle” da birlikte yapmak istediği eleştirel vurguları derinleştirmeye başlamıştır.

Filmlerinin en önemli teması ise küreselleşen dünyada modernizm özelinde Amerikanlaşma ve bunun getirdiği tektipleşmeye yönelik bir eleştiri getirmesi olmuştur. “My Uncle” ile birlikte gelişen bu ayrım “PlayTime” ve “Traffic” filmleriyle devam etmiştir. Tati, modernizm eleştirisini “My Uncle” filminde ev temsilini aynı mobilyalar, aynı mutfaklar üzerinden anlatırken; “PlayTime”da ise kentin fotoğrafını çekerek, kentteki aynılıklar silsilesini; şirketler, tur rehberleri, mobilya satıcıları ve üst düzey lokantaları nesne edinerek aktarır. “Traffic” filminde ise bunu arabalar ve trafikte aynı hareketleri sergileyen sürücülerin resmini kadraja yansıtarak yapmaktadır. “Parade” filminde ise bir tiyatro sahnesinde yaptığı taklitlerle filmografisine noktayı koyar.

Traffic - Jacques Tati

Erken Dönem Filmleri: Jour de Fete’den Mösyo Hulot’ya Geçiş

Jacques Tati’nin ilk filmi olan “Jour de Fete” bir köyde geçen klasik bir komedi anlayışıyla birlikte Tati’nin daha sonraki filmlerinde gördüğümüz onun sinemasında temel olan unsurları denemeye başladığı bir filmdir. Postacı François etrafında şekillenen hikâye büyük bir anlatı ortaya koymaz. François’in merkezde olduğu, bu karakterin slapstick hareketleriyle mizah ürettiğini görürüz. Bu yönü neticesinde ilk filmiyle beraber Tati’nin sineması için Buster Keaton ile Charlie Chaplin esintisinin hissedildiğini söylemek gerekir. Ancak ufak da olsa yönetmen tarafından çevrenin işin içine katılma çabasını da sezeriz.

Klasik Hollywood sinemasında genellikle ses destekleyici bir unsurdur, Jacques Tati sinemasında ise ses bütünüyle kurucu bir unsurdur. Bunun ilk örneklerini ilk filminde gözlemleriz. Erken dönem filmlerinde mizahın oluşumunda ses öne çıkar, Jour de Fete’deki panayırdan gelen sesler, bisiklet sesi, zil sesi gibi etmenler komik etkiyi oluşturur. Tati’nin filmografisinde ilerledikçe sesin kullanımının arttığını hatta görüntüyle eşdeğer bir kullanımda olduğunu görürüz.

Yıkıcı Bir Karakter Tipografisi: Hulot

Jacques Tati

“Mösyo Hulot’s Holiday” ile birlikte yeni bir ana karakter ortaya çıkar. François’ten farklı olarak Hulot tek başına bir komedi unsuru taşıyıcısı değildir. Çevresiyle beraber etkileşime giren bu karakter, komediyi diğer oyuncularla beraber bir bütünsellik içinde oluşturur. “Jour de Fete”yle beraber üzerinde bulunan Chaplinesk/Keatonvari bir tipleme ise bu filmle son bulur. Hulot kadrajın kenarında durur hatta bazen kadrajdan çıkar. Çoğu zaman arka planda duran gözlemci bir figürden fazlası değildir.  Bu açıdan film, Jacques Tati’nin klasik anlatıyı yıkan stilinin öncüsünü oluşturur. Çevrenin ön planda olduğu uzun planların görülmeye başlandığı ilk filmdir.

Film aynı zamanda mekânın karakterleşmesi yolunda atılan ilk büyük adımlardan bir tanesini kapsar. Adından dolayı bir tatil filmi izleyeceğimizi düşünürüz ancak filmde asıl konu tatilden ziyade tatilin gerçekleştiği mekanlarda gerçekleşen günlük sıradan olaylardır. Ortamdaki insanların boş zamanlarında yaptıkları, sıra gelen karşılaşmaları, sportif faaliyetleri filmin izlencesinde öne çıkar. Bu filmiyle Tati, çevrenin dahili neticesinde komedinin tek bir ana figür yahut bir merkezde toplanmayacağının örneğini sunacağı büyük bir filmin sinyallerini verir. Son çektiği film PlayTime’da bunun çok daha kapsamlı ve başarılı bir örneğini görürüz.

Hulot’yu gördüğümüz ikinci film ise My Uncle’dır. Modern mimari kullanımıyla gelen modern yaşamdaki uyumsuzluk filmin temel izleğini oluşturur. Hulot’nun kardeşinin içinde olduğu Arpel ailesinin gösterişli bir villada oturması ile kendisinin eski bir mahallede oturması bir bakıma karşıtlık oluşturur. Hulot’nun villaya adapte olamaması, onun modern dünyaya uyum sağlamaya çalışan ancak yıkıcı karakteriyle bunun anlamsızlığını ortaya sermesi anlamına gelir.

Jacques Tati

My Uncle’daki modernizm eleştirisi tek bir merkezde toplanır. Arpel ailesinin evi üzerinden, modern hayat insanı şekillendirme noktasında ne kadar söz sahibidir, sorusunu sormak icap eder. Bu soru PlayTime ile birlikte, modern hayatın içinde insanları artık ayırabiliyor muyuz, sorusuna dönüşecektir. My Uncle’ın öncüllüğü ise modern hayatın yansımalarını dramatik kurgunun içinde bir mekân aracılığıyla yansıtıyor oluşudur. Bu mekân yine PlayTime’da büyük bir kente ve bununla beraber Hulot da modern hayata karşı duran bir insandan, modern hayatın içinde öyle alelade dolaşan sıradan bir insana dönüşecektir.

Tüketim Kültürü ve Modernizm Eleştirisi: PlayTime  

Jacques Tati filmografisine bakıldığında öne çıkan filmin “PlayTime” olduğunu söylemek mümkündür. Constantin Peyfuss (2017) makalesinde PlayTime’ın en basit haliyle, Tati’nin ikonik sessiz karakteri Mösyö Hulot’nun Paris’in hiper-modern bir versiyonunda gezinmesini konu aldığını söyler. Ancak filmin, Hulot’nun yolculuğundan ziyade, içinde yaşadığı ortamla ilgili olduğunu da ekler. Tati’nin fütüristik Paris’i, katı çizgilerin, steril cam kutuların ve sonsuz koridorların olduğu, bireylerin çevreleri tarafından küçültüldüğü ve birbirlerinden izole edildiği bir şehir portresi çizer.

Jacques Tati

Bu portre içerisinde Tati’nin görünür kılmak istediği modernizmin doğurduğu tek tipleşme ile tüketim çılgınlığına dikkat çekmektir. Filmde bununla ilgili sayısız örnek bulunur: Turizm bürosunda bulunan afişlerdeki aynı resimler, ofisteki aynı çalışma alanları, evlerdeki benzer odalar, aynı kıyafetlerle aynı arabaya binen çalışanlar, evlerde izlenilen aynı televizyon programları, birbirinin kopyası plazalar ve gökdelenler, lokantadaki garsonlar… Jacques Tati filmde bu tek tipleşme meselesi üzerine yoğunlaşır ve tüm film boyunca izlenen sahnelerde bunu resmeder.

Yaşadığımız dünyada çoğu zaman arzu ile tatmini arasında para “aracılık yaptığından”, tüketici olmak tüketime ayrılmış şeylerin çoğunu kendine tahsis etmek demektir: Onları satın almak, onlar için para harcamak ve böylece başkalarının bunları izin almadan kullanmasını yasaklayarak özel mülkiyet haline getirmek.

Bauman’ın kitabında belirttiği tüketime ilişkin bu pasaj, PlayTime’da bir bakıma canlandırılmıştır. Tüketim kültürüne yönelik eleştiriler, birçok sekansta karşılık bulur. Turist kafilesinin film boyunca sürekli alışveriş içinde olması bu eleştirilerin en önemli somutlaşmış halidir.

Buradan Tati’nin modernizm ile ilgili düşüncelerine de açıklık getirmek gerekir. Tati modernizme tamamen karşı değildir. Asıl eleştirdiği şey, modernist tasarımın insanı kendi ihtiyaçlarından kopararak bir işlevler sisteminin nesnesine dönüştürmesidir. PlayTime’da modernizmin kendi iç çelişkilerini açığa çıkarır. Bunu kurduğu Tativille evrenindeki mimari yapılar yardımıyla yapar. Ancak sadece bununla kalmaz, ses kullanımını da yöntemine dahil eder. Böylece sesin ve görüntünün kolektif kullanımı gelişir.

Jacques Tati

Jacques Tati özellikle PlayTime’da ses efektlerini sıklıkla kullanmıştır. Kapı sesinden asansör sesine hatta fermuar sesine kadar birçok küçük detayda bile bu efektler ön planda olmuştur. Filmin başında Hulot’ya benzeyen adamın şemsiyesinin düşmesi de dikkatleri onun üstüne çekmiştir. Bir bakıma Tati bu efektleri kullanmasında seyircisini dikkatli ve tetikte tutmayı amaçlamış olup seyircinin bu bakışını kaybetmemesini sağlamaya çalışmıştır. Bir başka açıdan bakıldığında ise Mösyö Hulot’nun misafir olarak ağırlandığı birbirinin aynısı olan evler düşünülünce; bu sahnede evlerdeki ev içi diyalogların sessiz bir şekilde yapılması ise yönetmenin filmin asıl meselesi olan tek tipleşmeyi ve modernizmin yansımasının düşünülmesini sağlamak olarak değerlendirilebilir.

Birçok detayda ve nesnede ses efektlerinin kullanımıyla seyircide nesnelerin düşünülmesi durumu oluşur. Bu da Jacques Tati’nin asıl meselesi olan modernizm eleştirisini ortaya koymakta tek tipleşme noktasında tekdüze yapılara olan vurguyu sağlamlaştırır.

“Komik Etki Herkese Aittir” ile “PlayTime Hiç kimseye aittir” Sözleri Ne Anlatıyor?

Jacques Tati hicvini ortaya koyarken aynı zamanda komik bir etki yaratır. Filmdeki mizah alışılagelmişin dışındadır. Klasik komedi filmlerinde gördüğümüz filmin bir merkezinin olması ve bunun üzerinde mizahı işlemesini ters yüz eden Tati Sineması’nda bunun öncül ifadelerinden birisi: “Komik etki herkese aittir.” söylemidir. Paris Jurnal Dergisinin 1971-1972 Kış sayısında buna yer veren Jonathan Rosenbaum’un aktarmasıyla mizahın yönü tartışmaya da açılır.

Jacques Tati

Mizahın tek bir kişiye ait olmadığı özellikle kamera kullanımıyla da pekişir. Hulot’un kadrajda olduğu anlarda dahi ana odağın onda olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Bakışın merkezi bir yerde olmaması bir bakıma kameranın odağında doğru bir hareket anının olmadığını seyirciye yansıtma işlevi görür. Seyirciye burası önemlidir, demeyerek önemli olanı kendisinin belirlemesi için ona alan açar. Böylece PlayTime’da oyunculara açılan demokratik alan seyirciye de açılmış olur.

Jacques Tati

Artık tek bir karakterin merkezde olduğu bir anlatı söz konusu değildir. Jacques Tati; “My Uncle” ile devam eden “PlayTime” ile zirveye ulaşan bu yıkıcı anlatı biçimini, başyapıtı olan filme dair Jonathan Rosenbaum’la yaptığı bir röportajda “PlayTime is Nobody” olarak ifade eder. “PlayTime” filminin hiç kimseye ait olmadığı söylemi özünde filmin merkezinde bir özne olmaması anlamına gelir. “PlayTime” bir kahramanın filmi değildir. Hulot vardır ancak o bile filmde sıradan bir figürdür. Tati’nin bu yöntemi geleneksel karakter odaklı film geleneğini ters yüz eden bir yaklaşımdır.

Bu söylemi Jonathan Roseanbum bir yazısında ekleme yaparak “Playtime is Everybody” olarak geliştirir. Tati’nin filmdeki herkese eşit bir alan açması, demokratik bir temsilin sonucudur. Bu açıdan PlayTime hiç kimsenin olduğu kadar bir bakıma herkesindir de. Filmin bireysel bir hikâye anlatmadığı, toplumsal bir gözlemin sonucu oluşan hicvin temsilini sunduğu görülür. Zıt anlamlara sahip olan “nobody” ile “everybody” kelimeleri de böylece PlayTime içinde ironik bir şekilde aynı anlamı karşılamış olur.

İlginizi Çekebilir!
Gözler ve Ruh İçin Bir Ziyafet: Animede Yemek Sanatı ve Kültürel Sembolizm